E
Konut- İnsan İlişkisi
konut ve kent
Sosyal Ayrışma
kentsel dönüşüm
soylulaştırma
tüketim nesnesi olarak konut
alt gelir grubu
göç
kapalı site
kapalı siteler
kentsel algı
kentsel yaşam
rota
Ait olma durumu
Toplu Konut
algı
barınma-yaşama
fiziksel sınır
gecekondu
genişleyen konut sınırı
konut niteliği
konutun tüketimi
sosyo-ekonomik statü
sınır
Özel - Kamusal Sınırı
çarpık kentleşme
Kamusal Omurga Çeperinde Konut
Sosyal Adalet
Toplum-Kent İlişkisi
durak
dışlanmışlık
etkileşim
gelecek tasarımı
hafıza
kamusal alan
kent çeperleri
kültür katmanı
mahremiyet
metropol
sosyal eşitlik
sürdürülebilirlik
toplumsal sınır
yap-sat
yaşam kalitesi
üst gelir grubu
ütopya
3. boyutta mülkiyet
Bellek
Ekosistem
Kent ile Konutun Kesiştiği Alanlar
Kentin Yatay ve Düşey Arayüzleri
Kentli Hakkı
Kentsel Doku Ne Yönde değişiyor/Değişmeli
Kişiselleşme
Kolektif Bellek
Korunaklı Yerleşimler
Metropolde Konut İhtiyacı
anlam
beden
deneysel konut
dinamik konut
disiplinler arası yaklaşım
distopya
dönüşüm
düşeyde yükselme
ekonomi
ekonomik strateji
evsiz
farklı kültürler
fonksiyon
future systems
geleneksel kavramlar
gelir kutuplaşması
genius loci
geçirgenlik
geçmiş ve şimdiki
gobi-gobi
görüngü
gündelik hayat
istanbul
istanbul'da yaşam
kamusal - özel aralığı
kamusal eşik
katmanlaşma
kent bileşenleri
kent karakteri
kent merkezi
kentli
kentsel boşluk
kimlik
konut sloganları
konut tipolojileri
korunaklı konut
küresel kentler
mahalle olgusu
marka projeler
mekan
mekan antropolojisi
mevcut modeller
moda
monotonluk
müdahale
norm
okumalar
reklam
residence
resilin
sentetik mekanlar
simülasyon
sokak-konut ilişkisi
sosyal entegrasyon
soyutlanma
su-kent
sürdülebilirlik
tanımlı mekan
tasarım projeler
toplumsal mekan
tüketim çılgınlığı
yeni konut siteleri
yuva
zoning
Öbekleşme
çok kültürlü kent
üretim
17 Şubat 2011 Perşembe
19 Ocak 2011 Çarşamba
6 Ocak 2011 Perşembe
jüri2_erdem tüzün+mihriban duman
Etiketler:
Bellek,
fiziksel sınır,
gündelik hayat,
kentsel algı,
rota
10 Aralık 2010 Cuma
9'inci hafta sunumu Torkan Borna/Mahsa Safaei
27 Kasım 2010 Cumartesi
500kelime_erdem tüzün+mihriban duman
Öğrenme, yarar sağlama ve benzeri sebeplerle bazı nesneleri bir araya getirmek, koleksiyon yapmak anlamlarını taşıyan “biriktirmek” eylemi, kentin kullanıcıları tarafından -farkında olarak ya da olmaksızın- gerçekleştirilen bir aksiyondur. Bu aksiyonun genişliği/derinliği biriktirilebilir unsurların çokluğundan, çokluktan da öte çeşitliliğinden gelmektedir. Bu noktada kent, bahsedilen eylem için toplanabilir verileri bünyesinde barındıran çok büyük bir depo olarak betimlenebilir.Kentler, insanların doğa ile yaşam mücadelesinin entelektüel ve sosyal düzeyinin, göçebelik ve tarımsallığa göre daha yoğun ve karmaşık olduğu yerlerdir. Bu nedenle daha dinamiktir. Bu dinamizm hem tarih içinde hem günlük yaşamda kolayca izlenir, gözlenir. Aynı zamanda her çeşit birikimin de oluştuğu bir yerdir. Burada bilgi birikir ve yok olmaz (Yürekli, F).
Metropolü kentten ayıran, (ya da kent tanımının bir sonraki aşamasına taşıyan) heterojen yapısıdır. İçinde barındırdığı çok kültürlülük vasıtası ile metropol -çoğunlukla homojen yapılı- kentten daha da yoğun bir birikim çeşitliliğine sahiptir. Bu demek olur ki metropol, biriken ve yok olmayan bilginin barındığı en aşkın kenttir.
Heterojen yapısı ile içinde çeşitli kümeleri yaşatan metropolün kendisi de aynı zamanda bir düzenin alt kümesidir. Görünürde, söz konusu kümeleşme fiziksel sınırlar ile çerçevelenmektedir:
metropol > …………… > konut
evren > galaksi > dünya > kıta > ülke > metropol > mahalle > konut > oda
………. >……… > avrupa birliği > ülke > metropol > kapalı site > konut >………
Yer, mekan tanımlamalarında çoklukla sınırlara başvurulması tesadüf değildir. Bahsedilen sınırların oluşması mahremiyet, savunma gibi türlü tinsel, fiziksel sebeplerle süregelmiştir. Fiziksel sınırlar, kümelerin konumlarını algılamada son derece etkili iken, bugün bilginin aktarılmasında pasif durumdadır. Bu yargı metropol hayatı için de geçerlidir. Metropol yaşantısında herkes özel, tanımlı bölgelerine sahiptir, bir başka deyişle bu bölgeleri yaratma imkanı bulmuş/elde etmiştir. Ancak, her türlü kaosa açık metropolde yaratılmış bu sınırlar geçilemez, ulaşılamaz değildir. Fiziksel sınırlardan çok öznel tercihler ve algılar sonucu ortaya çıkan sınırlar göz önünde bulundurulmalıdır.
Kent algıya ve öznelliğe bağlı sınırlar ile didiklenmektedir. Bu öznellik ve algı ile her metropol insanı, kent yaşantısı boyunca farklı zaman dilimlerinde farklı yerlerde bulunur. Söz konusu farklı zaman – mekan konumlanmaları kent içinde çizilmiş planlı ya da plansız rotalardır. Her bir rota diğerleri ile sürekli kesişir. Bu kesişimler metropol yaşamına ait birikmiş bilginin zaman ve mekan bağlamlı aktarımını sağlar. Yani rotalar metropole ait tüm bilgilerin kayıtlı olduğu, metropolün sürekliliğini sağlayan, kaybolmaması gereken hayati önem teşkil eden verilerdir.
Konutun başlangıçta belirtilen “biriktirmek” eylemindeki ve devamında bu noktaya kadar bahsedilen süreçteki yeri ve önemi bahsedilen rotaların başlangıç ve bitiş noktası olmasıdır. Bir konut kullanıcı sayısı aracılığı ile bir veya birkaç rotayı (gündelik birikim dizisini) başlatır ve bitirir. Yani konutlar, belirli zaman aralıkları ile bilgileri depolayan küçük kasalardır.
Ancak dikkat edilmesi gereken durum bu kasaların kilitsiz olmaları gerekliliğidir. Konutun bu olaydaki önemi yalnızca bu süreçleri başlatıp bitirmesinden kaynaklanmamaktadır. Çünkü metropolün niteliklerinin kalıcılığı için aktarımın, kesişmelerin asla duraksamaması gerekmektedir. Bu devinim için yalnızca duraksamamak da yeterli değildir, eylem sırasında elde edilen çeşitliliğin kaybolmaması da en az süreklilik kadar önemlidir. Bu da ancak paylaşım ile gerçekleşebilir. Bu paylaşımın işlerliği farklı konut tipolojileri üzerinden irdelenecektir.
mihriban duman 502101088
erdem tüzün 502101051
Metropolü kentten ayıran, (ya da kent tanımının bir sonraki aşamasına taşıyan) heterojen yapısıdır. İçinde barındırdığı çok kültürlülük vasıtası ile metropol -çoğunlukla homojen yapılı- kentten daha da yoğun bir birikim çeşitliliğine sahiptir. Bu demek olur ki metropol, biriken ve yok olmayan bilginin barındığı en aşkın kenttir.
Heterojen yapısı ile içinde çeşitli kümeleri yaşatan metropolün kendisi de aynı zamanda bir düzenin alt kümesidir. Görünürde, söz konusu kümeleşme fiziksel sınırlar ile çerçevelenmektedir:
metropol > …………… > konut
evren > galaksi > dünya > kıta > ülke > metropol > mahalle > konut > oda
………. >……… > avrupa birliği > ülke > metropol > kapalı site > konut >………
Yer, mekan tanımlamalarında çoklukla sınırlara başvurulması tesadüf değildir. Bahsedilen sınırların oluşması mahremiyet, savunma gibi türlü tinsel, fiziksel sebeplerle süregelmiştir. Fiziksel sınırlar, kümelerin konumlarını algılamada son derece etkili iken, bugün bilginin aktarılmasında pasif durumdadır. Bu yargı metropol hayatı için de geçerlidir. Metropol yaşantısında herkes özel, tanımlı bölgelerine sahiptir, bir başka deyişle bu bölgeleri yaratma imkanı bulmuş/elde etmiştir. Ancak, her türlü kaosa açık metropolde yaratılmış bu sınırlar geçilemez, ulaşılamaz değildir. Fiziksel sınırlardan çok öznel tercihler ve algılar sonucu ortaya çıkan sınırlar göz önünde bulundurulmalıdır.
Kent algıya ve öznelliğe bağlı sınırlar ile didiklenmektedir. Bu öznellik ve algı ile her metropol insanı, kent yaşantısı boyunca farklı zaman dilimlerinde farklı yerlerde bulunur. Söz konusu farklı zaman – mekan konumlanmaları kent içinde çizilmiş planlı ya da plansız rotalardır. Her bir rota diğerleri ile sürekli kesişir. Bu kesişimler metropol yaşamına ait birikmiş bilginin zaman ve mekan bağlamlı aktarımını sağlar. Yani rotalar metropole ait tüm bilgilerin kayıtlı olduğu, metropolün sürekliliğini sağlayan, kaybolmaması gereken hayati önem teşkil eden verilerdir.
Konutun başlangıçta belirtilen “biriktirmek” eylemindeki ve devamında bu noktaya kadar bahsedilen süreçteki yeri ve önemi bahsedilen rotaların başlangıç ve bitiş noktası olmasıdır. Bir konut kullanıcı sayısı aracılığı ile bir veya birkaç rotayı (gündelik birikim dizisini) başlatır ve bitirir. Yani konutlar, belirli zaman aralıkları ile bilgileri depolayan küçük kasalardır.
Ancak dikkat edilmesi gereken durum bu kasaların kilitsiz olmaları gerekliliğidir. Konutun bu olaydaki önemi yalnızca bu süreçleri başlatıp bitirmesinden kaynaklanmamaktadır. Çünkü metropolün niteliklerinin kalıcılığı için aktarımın, kesişmelerin asla duraksamaması gerekmektedir. Bu devinim için yalnızca duraksamamak da yeterli değildir, eylem sırasında elde edilen çeşitliliğin kaybolmaması da en az süreklilik kadar önemlidir. Bu da ancak paylaşım ile gerçekleşebilir. Bu paylaşımın işlerliği farklı konut tipolojileri üzerinden irdelenecektir.
mihriban duman 502101088
erdem tüzün 502101051
Etiketler:
algı,
fiziksel sınır,
kentsel algı,
konut tipolojileri,
rota,
sınır
24 Kasım 2010 Çarşamba
23 Kasım 2010 Salı
500.Özgür Gültekin.Ayşe Şahin
YAŞAM___KONUT
İnsanın benliğinin ve bu benliğe bağlı olarak tanımladığı varoluşsal mekanın ortak merkezinde, barınma kavramı yer alır. Barınma kavramının bu merkezi durumu; mimari mekanın üretilmesi sürecinde, “konut”u insan yaşantısının merkezi yapar. Temelden yaşamla konut arasında kurulan bu bağ; konuta ilişkin yapılacak her türlü değerlendirmede, yaşamı şekillendiren parametrelerin dikkatle incelenmesini gerektirir.
TOPLUMSAL YAŞAM___KENTSEL KONUT
Kentlerin günümüzdeki durumu değerlendirilerek, konut ve yaşam arasındaki bu ilişki “kent” ölçeğine aktarıldığında, insanların ilişkideki yerini topluluklar, kitleler alır. Dolayısıyla kentsel konut üretiminde belirleyici olan, toplumların yaşamlarıdır. Bu üretime ilişkin sorunlar da, öncelikle toplumsal yaşamın sorunlarıdır ve konuttan önce yaşam üzerinden incelenmelidir.
Yeni bir kentsel konut modeli uygulamasında; yapısal bileşenlerden oluşan doku, toplumsal yaşamın parametrelerinin sisteme dahil olmasıyla birlikte çeşitli şekillerde deforme olmaya başlar. Bu deformasyon, mekanla insanın iletişim kurmasının yöntemidir ve bu iletişimden doğan ilişkiler modele -dolayısıyla kente- kimlik kazandırır, onu tanımlar.
Süreç içerisinde toplumsal yaşam; yeni kavramların ortaya çıkışı, yeni gelişmelerin, değişmelerin yaşanması ve yönetimlerin bu durumlar karşısında takındığı tutuma bağlı olarak değişir. Yaşamın bu şekilde, sürekli bir devinim içerisinde olduğu söylenebilir. Bu nedenle dünün yaşamının gereksinimlerine uygun olarak üretilmiş olan konutlar, bugünün yeni ihtiyaçlarına cevap veremeyebilir. İşte bu durumda değişen toplumsal yaşam, deformasyonların aşırılaşmasını önlemek adına; “yeni konut modelleri” üretimini ve eski konut modellerinin günün yaşam koşullarına uyum sağlayabilmesi için “dönüşüm projeleriyle” desteklenmesini gerektirir.
İSTANBUL___YENİ KENTSEL KONUT MODELLERİ / DÖNÜŞÜM PROJELERİ
İstanbul; kökeni 1945-50’lere kadar uzanan, küresel politik ve ekonomik dinamiklerin yerel politikaya dahil olmaya başlamasıyla birlikte oluşan göç dalgalarına ve buna bağlı olarak ortaya çıkan konut ihtiyacına paralel bir dizi değişim geçirmiştir. 50’lerde nüfusu yaklaşık 950 bin olan şehir; 1980’de 2.7 milyon, 1985’de 5.5 milyon, 2000’de 8.8 milyon ve 2010’da ise 12.7 milyon nüfusa ulaşmıştır. Bu süreçte, zaman zaman ortaya çıkan geçmişin konutuyla günün yaşantısı arasındaki gerilim, bugün kentsel konutla iligili sözü edilen pek çok problemi açıklamakta ve uzun yıllardır bitmek bilmeyen konut üretimine rasyonellik kazandırmaktadır.
Şehrin bu durumunun bilincinde olarak; “yeni kentsel konut modelleri” üzerinde çalışmak, geçmişte olduğu gibi mevcut konutlara ilişkin problemleri görmezden gelmeye devam etmeye devam edeceğinden ve nüfusun sadece çok küçük bir kesmine hitap edeceğinden, bu derece büyük bir kentin kentsel konuta ilişkin problemlerini değerlendirmekte yetersiz kalacaktır. Ayrıca yeni modellerin sahip olduğu ticari kimlik, modelin, çözmeyi hedeflediğinden daha da fazla probleme yaratmasına da yol açabilmektedir.
Yeni modellerin aksine “dönüşüm projeleri” mevcut konut dokusu üzerinde çalışmayı gerektirdiğinden ilk anda problemlere bir çözüm getirebilecekmiş gibi gözüksede; nüfusu 12.7 milyona ulaşmış bir kentin konuta ilişkin problemlerine etkin bir çözüm olmak için fazlasıyla geç başvurulmuş bir yöntemdir. Bu duruma ek olarak bu tip projeler, kimseyi yerinden etmeden, mevcut mekanları günümüz ihtiyaçlarına cevap verebilecek seviyeye getiriceği yerde; aksine birer yerinden etme ve yeniden sahiplendirme süreçlerine dönüşmüş, ticarileşmiştir.
Tüm bunlara ek olarak yeni üretilecek modellerin ve dönüşüm projelerinin, mevcut konut dokusuyla kamusal mekanda kuracağı ilişkiden doğabilecek sorunlar da, kendini duvarların veya güvenlik görevlilerinin arkasına saklayan uygulamalara dönüşmelerine neden olabilir.
KAMUSAL MEKANDA BAŞLAYAN SÜREÇ
Yeni modellere ve dönüşüm projelerine ilişkin bu gibi olumsuzluklardan bahsedilebilecek, 12.7 milyon insanın yaşadığı İstanbul’da, kentsel konuta ilişkin en temel problem mevcutta var olan ve toplumsal yaşantının bugününe uyum sağlayamayan konut stoğunun değerlendirilmesi noktasında yoğunlaşmaktadır. Günlük yaşam, insanları kamusal mekanlardan git gide daha da koparmakta ve bu durum insanları gün geçtikçe evlerine hapsetmektedir. Geçmişin konutlarının bu gibi bir kullanıma ayak uyduramaması, maddi durumu nispeten iyi insanları yeni konut alanlarına doğru yönlendirmekte ve bu harekette sürekli yeni konut üretimini tetiklemektedir.
Bu doğrultuda merkezi konut olan ve yollarla kente,kamusal alana doğru genişleyen bir varoluşsal mekan kurgusu üzerinden, kamusal mekan kullanımı pratiği elde edilmesinin, mevcut konut stoğu üzerinde olumlu bir etki yaratması ihtimali değerlendirilebilir. Uygun şartlar sağlanırsa, kamusal mekandan başlayıp, konut yakın çevresine ve konuta doğru bir iyileşme öngörülebilir.
İŞTE ANCAK O İNSANLAR “FARK ETMEZ” DİYEREK, BİR SINIFIN VEYA BİR GRUBUN AİDİYET İŞARETLERİNİ TAŞIMAYAN KONUTLARA GİRİP OTURMAYA BAŞLIYORLAR. Arredamento Mimarlık 2010/11.... İhsan Bilgin
BURADA, “ÖZEL HİÇBİR ŞEY YOKTUR, BENİM EVİM DIŞINDA TABİ, BAŞKA BİR YER YOK... HİÇBİR YER YOK”. Kent İçinde Yürümek....De Carteau, M
Özgür Gültekin / Ayşe Şahin
İnsanın benliğinin ve bu benliğe bağlı olarak tanımladığı varoluşsal mekanın ortak merkezinde, barınma kavramı yer alır. Barınma kavramının bu merkezi durumu; mimari mekanın üretilmesi sürecinde, “konut”u insan yaşantısının merkezi yapar. Temelden yaşamla konut arasında kurulan bu bağ; konuta ilişkin yapılacak her türlü değerlendirmede, yaşamı şekillendiren parametrelerin dikkatle incelenmesini gerektirir.
TOPLUMSAL YAŞAM___KENTSEL KONUT
Kentlerin günümüzdeki durumu değerlendirilerek, konut ve yaşam arasındaki bu ilişki “kent” ölçeğine aktarıldığında, insanların ilişkideki yerini topluluklar, kitleler alır. Dolayısıyla kentsel konut üretiminde belirleyici olan, toplumların yaşamlarıdır. Bu üretime ilişkin sorunlar da, öncelikle toplumsal yaşamın sorunlarıdır ve konuttan önce yaşam üzerinden incelenmelidir.
Yeni bir kentsel konut modeli uygulamasında; yapısal bileşenlerden oluşan doku, toplumsal yaşamın parametrelerinin sisteme dahil olmasıyla birlikte çeşitli şekillerde deforme olmaya başlar. Bu deformasyon, mekanla insanın iletişim kurmasının yöntemidir ve bu iletişimden doğan ilişkiler modele -dolayısıyla kente- kimlik kazandırır, onu tanımlar.
Süreç içerisinde toplumsal yaşam; yeni kavramların ortaya çıkışı, yeni gelişmelerin, değişmelerin yaşanması ve yönetimlerin bu durumlar karşısında takındığı tutuma bağlı olarak değişir. Yaşamın bu şekilde, sürekli bir devinim içerisinde olduğu söylenebilir. Bu nedenle dünün yaşamının gereksinimlerine uygun olarak üretilmiş olan konutlar, bugünün yeni ihtiyaçlarına cevap veremeyebilir. İşte bu durumda değişen toplumsal yaşam, deformasyonların aşırılaşmasını önlemek adına; “yeni konut modelleri” üretimini ve eski konut modellerinin günün yaşam koşullarına uyum sağlayabilmesi için “dönüşüm projeleriyle” desteklenmesini gerektirir.
İSTANBUL___YENİ KENTSEL KONUT MODELLERİ / DÖNÜŞÜM PROJELERİ
İstanbul; kökeni 1945-50’lere kadar uzanan, küresel politik ve ekonomik dinamiklerin yerel politikaya dahil olmaya başlamasıyla birlikte oluşan göç dalgalarına ve buna bağlı olarak ortaya çıkan konut ihtiyacına paralel bir dizi değişim geçirmiştir. 50’lerde nüfusu yaklaşık 950 bin olan şehir; 1980’de 2.7 milyon, 1985’de 5.5 milyon, 2000’de 8.8 milyon ve 2010’da ise 12.7 milyon nüfusa ulaşmıştır. Bu süreçte, zaman zaman ortaya çıkan geçmişin konutuyla günün yaşantısı arasındaki gerilim, bugün kentsel konutla iligili sözü edilen pek çok problemi açıklamakta ve uzun yıllardır bitmek bilmeyen konut üretimine rasyonellik kazandırmaktadır.
Şehrin bu durumunun bilincinde olarak; “yeni kentsel konut modelleri” üzerinde çalışmak, geçmişte olduğu gibi mevcut konutlara ilişkin problemleri görmezden gelmeye devam etmeye devam edeceğinden ve nüfusun sadece çok küçük bir kesmine hitap edeceğinden, bu derece büyük bir kentin kentsel konuta ilişkin problemlerini değerlendirmekte yetersiz kalacaktır. Ayrıca yeni modellerin sahip olduğu ticari kimlik, modelin, çözmeyi hedeflediğinden daha da fazla probleme yaratmasına da yol açabilmektedir.
Yeni modellerin aksine “dönüşüm projeleri” mevcut konut dokusu üzerinde çalışmayı gerektirdiğinden ilk anda problemlere bir çözüm getirebilecekmiş gibi gözüksede; nüfusu 12.7 milyona ulaşmış bir kentin konuta ilişkin problemlerine etkin bir çözüm olmak için fazlasıyla geç başvurulmuş bir yöntemdir. Bu duruma ek olarak bu tip projeler, kimseyi yerinden etmeden, mevcut mekanları günümüz ihtiyaçlarına cevap verebilecek seviyeye getiriceği yerde; aksine birer yerinden etme ve yeniden sahiplendirme süreçlerine dönüşmüş, ticarileşmiştir.
Tüm bunlara ek olarak yeni üretilecek modellerin ve dönüşüm projelerinin, mevcut konut dokusuyla kamusal mekanda kuracağı ilişkiden doğabilecek sorunlar da, kendini duvarların veya güvenlik görevlilerinin arkasına saklayan uygulamalara dönüşmelerine neden olabilir.
KAMUSAL MEKANDA BAŞLAYAN SÜREÇ
Yeni modellere ve dönüşüm projelerine ilişkin bu gibi olumsuzluklardan bahsedilebilecek, 12.7 milyon insanın yaşadığı İstanbul’da, kentsel konuta ilişkin en temel problem mevcutta var olan ve toplumsal yaşantının bugününe uyum sağlayamayan konut stoğunun değerlendirilmesi noktasında yoğunlaşmaktadır. Günlük yaşam, insanları kamusal mekanlardan git gide daha da koparmakta ve bu durum insanları gün geçtikçe evlerine hapsetmektedir. Geçmişin konutlarının bu gibi bir kullanıma ayak uyduramaması, maddi durumu nispeten iyi insanları yeni konut alanlarına doğru yönlendirmekte ve bu harekette sürekli yeni konut üretimini tetiklemektedir.
Bu doğrultuda merkezi konut olan ve yollarla kente,kamusal alana doğru genişleyen bir varoluşsal mekan kurgusu üzerinden, kamusal mekan kullanımı pratiği elde edilmesinin, mevcut konut stoğu üzerinde olumlu bir etki yaratması ihtimali değerlendirilebilir. Uygun şartlar sağlanırsa, kamusal mekandan başlayıp, konut yakın çevresine ve konuta doğru bir iyileşme öngörülebilir.
İŞTE ANCAK O İNSANLAR “FARK ETMEZ” DİYEREK, BİR SINIFIN VEYA BİR GRUBUN AİDİYET İŞARETLERİNİ TAŞIMAYAN KONUTLARA GİRİP OTURMAYA BAŞLIYORLAR. Arredamento Mimarlık 2010/11.... İhsan Bilgin
BURADA, “ÖZEL HİÇBİR ŞEY YOKTUR, BENİM EVİM DIŞINDA TABİ, BAŞKA BİR YER YOK... HİÇBİR YER YOK”. Kent İçinde Yürümek....De Carteau, M
Özgür Gültekin / Ayşe Şahin
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
i
- global cities
- Housing Education Research and Advisory Center HERA-C
- International Association for People-Environment Studies (IAPS)
- Forum : Habitat in Developing Countries
- HABITAT - United Nations Center For Human Settlements (UNCHS)
- European Network for Housing Research
- Environmental Design Research Association
- Urban Age




