E
1 Ekim 2010 Cuma
METROPOL İSTANBUL'DA KONUT ARAYIŞLARI
Duruma İstanbul özelinde bakıldığında, dünya metropollerinden farklı olarak, artagelen nüfus yoğunluğunun kentin gelişimini, biçimlenişini plansız bir şekilde etkilediğini görmek mümkündür. Örneğin; daha iyi yaşam kalitesi arayışı ile kent dışına yayılma olgusunun yaygınlık kazanması, şehrin yeni gelişmekte olan bölgelerinde yüksek yoğunluklu konut mimarisi ile kendini gösterir. 'Kentli' olmayı umarak kente göç eden nüfus, kendini bir anda çeperlere itilmiş yüksek bloklarda bulur.Buna bir de tüm sosyal gereksinimleri karşıladığı iddia edilen 'kendine yeterli' kapalı siteler de eklenirse, kişi kentten tamamen izole olmuş demektir. Kullanıcı kente yabancılaşır, yaşadığı alana ait olamama sorunu yaşar. Ortaya çıkan bu aidiyet sorununun yanı sıra; yaşanılan mekanların kişisel gereksinimlere ne kadar yanıt verdiği de üzerinde düşünülmesi gerekli bir diğer konudur.
Kozmopolit yapısıyla dikkat çeken İstanbul'da , çok farklı kültürlere sahip insanların, hemen hemen benzer yaşam tarzlarının tasarlandığı günümüz konutlarına mahkumiyeti de yadsınamaz bir gerçektir.Dolayısıyla kent tasarımcıları ve mimarlar, nüfus artışı gerçeğinin sorun olmasından bahsetmek yerine, bunun gelecekte var olacak sürekli bir durum olduğunu kabul ederek, öngörülen yeni metropoliten yaşam tarzına ayak uydurabilecek mimari üslupları araştırmakla yükümlüdürler.
Bu kapsamda; dünyada örneklerini görebildiğimiz, metropol hızına ve kentlinin dinamik yaşam tarzına uyum sağlayabilecek deneysel konut projelerinin Türkiye'de örnekleri var mıdır?
Varsa uygulamasına engel teşkil eden nedenler nelerdir?
Fatma Erdem
30 Eylül 2010 Perşembe
KENT BİZİM EN KARMAŞIK BULUŞLARIMIZDAN BİRİ..
İstanbul'da kıyıya köşeye itilmiş ve halen itilmekte olan büyük insan yığınları, iletişim araçlarının denetimini ellerinde tutarak sahne arkasında görünmez bir biçimde ya da çok uzakta çalışan insanların yönlendirdiği simgelerin ve basmakalıp sözlerin etkisi altındadır.Bu insanları bu kadar ötekileştirirken, hala onlar üzerinden propaganda yapılıp, konut satışlarında rant sağlanması ne kadar yanlıştır?
Toplumun en temel hücresi olan barınma hakkı, kapitalizmin elinde oyuncak olmaya başlamış ve tüketim nesnesi olmuştur. Gelişen teknolojiyle tek tip, fabrikasyon konutlar üretilmeye başlanmıştır.Ev Kavramı, insanın kendini bulduğu mekanlardan çıkmış, tamamen gelip geçici olan mekanlara dönüşmüştür. Bugünkü konut tipolojisindeki evler, atalarımızdan aşina olduğumuz baba ocağı, bir yuva olmaktan çıkmıştır.Bu ise akrabalık bağlarının zayıflamasını, komşuluk değerlerinin kaybolmasını ve toplumsal dayanışmanın geleneksel temelinin zayıflamasını doğurmuştur. "Günümüzdeki konut tipolojisinin insan tipolojisi üzerindeki yarattığı bu negatif etkinin önüne geçmek mümkün müdür yoksa geç mi kalındı? Konut morfolojisinde kaybedilen değerler yerini güvensizliğe, korkuya, huzursuzluğa bırakmıştır. Konutların etrafını çevreleyen yüksek duvarlar,çitler, teller kimi kimden korumaktadır?
Örneğin bugün kentsel dönüşüm adı altında soylulaştırma diye tabir ettiğimiz bir sürü düzenleme yapılıyor.(Sulukule, Tarlabaşı, Fener-Balat-Ayvansaray vb.) Kendine has kültürleri olan oralarda yaşayan halk kent için bir tehdit midir yoksa çeşitliliğin getirdiği bir kültür zenginliği midir?
Sürdürülebilir konut sorunu; Teknolojik gelişmelerin artışıyla doğal kaynaklar tükeniyor, insanların ihtiyaçları artıyor, ekonomik dengeler değişiyor. İnsanın barınma ihtiyacını hem kendine hem de doğaya en zararsız şekilde sağlaması çabaları sürdürülebilir mimarlık kavramını doğurmuştur. Ancak ülkemizde bu durum yeterince önemsenmiyor. İstanbul gün geçtikçe havaya karışan gazlar ile; betonlaşan yeşilliği ile, harcanan gereksiz enerjiler ile tehlike saçıyor. İstanbul'da sürdürülebilir konut akımı oluşursa; konutun tüketim nesnesi olma kavramını iyi yönde değiştirebilir mi?
KENTSEL KONUT VE TÜKETİM
Konut, insanın en önemli ihtiyaçlarından biri olan barınma ihtiyacına kullanıcı tipine göre çeşitli mekansal kurgularla cevap verir. Kullanıcının gündelik yaşam alışkanlıkları, fiziksel durumu konut tasarımının altyapısını belirler. Konutun kullanıcı tipine özgü olması, beden-mekan ilişkisi üzerinden bir aidiyet durumunu ortaya çıkarır. Bu noktada bir ressamın, bir öğrencinin ya da dört kişilik bir ailenin konutlarının mekansal özelliklerinin aynı olması beklenemez. Ancak bugün kentlerdeki konut yapısına baktığımızda durumun farklılaştığını görüyoruz.
Modern yaşamın sosyal, ekonomik, kültürel alanlarda getirdiği değişimler konutu da etkilemiştir. Kentlerdeki yoğun nufüsun konut ihtiyacına karşılık verebilmek için hızlı ve çok sayıda konut üretilmesi gerekmektedir. Bu noktada üretim methodu her kullanıcı için tek tek çözümler üretemek yerine kullanıcıyı belirsizleştirip, konut tiplerini standartlaştırmıştır. Yani konut artık kullanıcısı ile arasındaki bağdan sıyrılıp bir tüketim nesnesi haline gelmiştir. İnternetten indirilen bir resim, marketten alınan bir ürün ya da mağazadan seçilen bir giysi gibi konut da küresel ekonomi içinde artı değer sağlayan bir metadır. Tüketim nesnesi haline gelen konut artık herkes tarafından alınıp satılabilir, kiralanabilir.
*Kullanıcının ve konutun standartlaştırılması kullanıcı ile konut arasındaki ilişkiyi nasıl etkiler? Beden-mekan ilişkisi çerçeversinde gündelik yaşam birebir ölçekte ne tür değişikliklere uğrar?
Kentlerde dar alanlarda daha fazla ve daha hızlı konut üretme çabası düşeyde yükselen yapı kümelerini doğurmuştur. Toplu konutlar, kapalı siteler ve benzer apartmanlardan oluşan yapı adaları kent içinde giderek sayılarını arttırmakta ve şehrin çeperlerine doğru büyümesine neden olmakta. Bu noktada kentsel ölçekte bu konut kümelerinin kentle kurduğu ilişki/ilişkisizlik göze çarpmaktadır. Kentin süregelmiş organik yapısı içinde bu kümeler fiziksel çevrenin yapısını değiştirir. Yere ait olma bağlamı bu ölçekte de kaybolur. Birbirinin aynısı apartmanlardan oluşan bu konut kümeleri kentin herhangi bir bölgesine kurulabilir.
*Kentin konutu üretmesi ile konutun kenti üretmesi arasındaki ilişki kentsel örüntüyü nasıl etkiler ve bu ilişkiye hangi girdiler ile müdehale edilebilir?
Günümüzde sayıları giderek artan kapalı siteler, farklı fonsiyonları biraraya getiren, kapalılıkları neticesinde kente dair tüm kötülüklerden arındırılmış, kendi kendine yeten bir yaşam alanı iddaası ile üst gelir grubuna hitap ediyor. Bu kapalı siteler pazarlama stratejileri gereği idealize edilmiş ve prestij odaklı bir yaşamı vaadeder. Bu sitelerde bir konut sahibi olmakla beraber bir sosyal statü sıçrayışına ya da bir kimliğe de sahip olunabilir. Kentten kopuşlarını sağlayan kapalılıkları ile güvenli ve steril bir ortam sağlanır. Havuzlar, otoparklar, çocuk parkları, yeşil alanları, alışveriş birimleri ve sosyal alanları ile neredeyse küçük bir kent parçası haline gelirler. Bir tüketim nesnesi olarak bu fonksiyonlar bir ihtiyaç, bir ideal olarak gösterilir. Burada kentle hiçbir ilişki kurmadan yaşanabilir.
* Kendi içlerinde idelize edilmiş bir yaşamı sunan kapalı sitelerin kentle ilişkisizlikleri, kentten kopuşları, ötekileştirme durumları ve sayılarının giderek artması kenti ve kentliyi nasıl etkileyecektir?
Ayşe Büşra Sayıner
ÇOK KATLI GECEKONDULAR SAHNESİ
Tüm karmaşıklığıyla İstanbul, konuttan başlayarak, insan ve mimarinin kesiştiği bu geniş arayüzde varolma, kent olma çabasında. Düşünün ki; Bir konut kentin bir izdüşümüdür. Kenti yansıtan bir öğe olarak konut ise, insan hayatının merkezindedir. Öyleyse insanca yaşamak, kentin farkındalığı bununla ilişiktir.
Bir laboratuvar olarak İstanbul'a baktığımızda; merkezden uzak alanlarda yeni yerleşimler önerilerek merkezdeki yoğunluk azaltılmaya çalışılıyor (işe yararlığı tartışılır). Fakat, sanayi ve konutun iç içe oluşu, konutları kentten koparıyor (örneğin Küçükçekmece). İş alanlarına yakın olsun diye hınca hınç konut doldurulan kentler, koskoca evreni '4 duvara' küçültüp, kenti unutturuyor. Mekan kavramının yalnızca etrafı sarılı bir boşluk olarak algılanması, insanın gelişim sürecinde gelinen son nokta mı olmalıdır? OYSA (!) sahne arkasındaki, bulutlar ile komşu konutların bilinçsizce arttırılması ve kapalı sitelere dönüşmesi yerine, mevcut konut sayısı ile daha nitelikli konutlar üretmenin doğru olduğu kanaatindeyim.
Peki çarpık kentleşmenin çözümü nedir? Ekonomik yetersizliğin kenti gecekondulaşmaya iten en önemli etken olduğunu biliyoruz. Demek ki ekonomik ve nitelikli (!) konutlar hayata geçirilmelidir. Sürdürülebilirlik, yenilenebilirlik kavramlarının irdelenerek, sıkış(tırıl)mış, tanımsızlaşmış konut dokusuna getirilecek çözümlerin, yaşam kalitesini arttırırken, insan ilişkilerini de geliştireceğini düşünüyorum. Çünkü kentteki trafik, nüfus sorunu, hatta insan psikolojisi büyük oranda konut sorunu ile ilişiktir. Konutun ele alınması, kent kavramı adına, bu sorunları direk etkileyecektir.
Yaşayan bir organizma olan kent karşısında, dünde varolanın olduğu gibi geleceğe taşınması beklenemez. Kentsel dönüşüm bir şekilde gerçekleşecektir. Önemli olan, yeninin eskiye nasıl entegre edildiğidir, mevcut dokuyla ilişkisidir. Bunun için de konutun, kent sorunu olarak ele alınması, kamusal alanların konut ile etkileşmesi, konutun kente kazandırılması da aynı ölçüde önem taşımaktadır.
Aslında kentin havasını, kültürünü, insanını kirleten, görmezden gelinen konut alanlarının, alternatif merkezlere dönüştürülmesi fikri İstanbul'un kent kimliğini yaşatabilir. Çünkü eskiyen yaşama alanları terkedilmeye, varolma çabasındaki kentlerse tüketilmeye mahkum değildir.
Çağın Tanrıverdi
i
- global cities
- Housing Education Research and Advisory Center HERA-C
- International Association for People-Environment Studies (IAPS)
- Forum : Habitat in Developing Countries
- HABITAT - United Nations Center For Human Settlements (UNCHS)
- European Network for Housing Research
- Environmental Design Research Association
- Urban Age