E

Konut- İnsan İlişkisi konut ve kent Sosyal Ayrışma kentsel dönüşüm soylulaştırma tüketim nesnesi olarak konut alt gelir grubu göç kapalı site kapalı siteler kentsel algı kentsel yaşam rota Ait olma durumu Toplu Konut algı barınma-yaşama fiziksel sınır gecekondu genişleyen konut sınırı konut niteliği konutun tüketimi sosyo-ekonomik statü sınır Özel - Kamusal Sınırı çarpık kentleşme Kamusal Omurga Çeperinde Konut Sosyal Adalet Toplum-Kent İlişkisi durak dışlanmışlık etkileşim gelecek tasarımı hafıza kamusal alan kent çeperleri kültür katmanı mahremiyet metropol sosyal eşitlik sürdürülebilirlik toplumsal sınır yap-sat yaşam kalitesi üst gelir grubu ütopya 3. boyutta mülkiyet Bellek Ekosistem Kent ile Konutun Kesiştiği Alanlar Kentin Yatay ve Düşey Arayüzleri Kentli Hakkı Kentsel Doku Ne Yönde değişiyor/Değişmeli Kişiselleşme Kolektif Bellek Korunaklı Yerleşimler Metropolde Konut İhtiyacı anlam beden deneysel konut dinamik konut disiplinler arası yaklaşım distopya dönüşüm düşeyde yükselme ekonomi ekonomik strateji evsiz farklı kültürler fonksiyon future systems geleneksel kavramlar gelir kutuplaşması genius loci geçirgenlik geçmiş ve şimdiki gobi-gobi görüngü gündelik hayat istanbul istanbul'da yaşam kamusal - özel aralığı kamusal eşik katmanlaşma kent bileşenleri kent karakteri kent merkezi kentli kentsel boşluk kimlik konut sloganları konut tipolojileri korunaklı konut küresel kentler mahalle olgusu marka projeler mekan mekan antropolojisi mevcut modeller moda monotonluk müdahale norm okumalar reklam residence resilin sentetik mekanlar simülasyon sokak-konut ilişkisi sosyal entegrasyon soyutlanma su-kent sürdülebilirlik tanımlı mekan tasarım projeler toplumsal mekan tüketim çılgınlığı yeni konut siteleri yuva zoning Öbekleşme çok kültürlü kent üretim
Konut- İnsan İlişkisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konut- İnsan İlişkisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2010 Pazar

su-kent-konut-insan?

Bir illüzyonist avcunun içine bir mendil saklar. Ve çekmeye başladığında birbirine bağlı, farklı renklerde pek çok mendil çıkar avcunun içinden. Mimarlık üzerinden kent-konut tartışmasını da bu illüzyona benzetiyorum.

Konunun ‘Kentsel Konut’ olması, kent-konut, kentli-konut ikilemelerini sorgulamaya itiyor beni. Bugünün kenti ve kent içinde öznenin davranışları ve bu davranışları içinde konutun biçimlenişi. Kentli kimdir? Nasıl bir yaşantı öngörür? Nasıl bir kamusallıkta varolabilir? Nasıl bir konuttur kentlinin konutu?

Gündelik hayatın radikalliği tek bir durum üzerinden konuşmayı olanaksız kılıyor gibi. Hele ki değişken ve devingen hayatlarımız içinde. Konut içinde yaşantı üzerinden, bu yaşantının kamusal yaşantıya sıçrayışları ya da tersten gelen bir etkiyle kamusal alandan konuta yönelen bir etkileşimler sorgulanabilir gibi duruyor. Yaşantının gündelik kesitleri içinde yaratabileceğimiz ara durumlar üzerinden bir tasarımcı olarak varolabiliriz gibi geliyor. Aslında konu tasarımcının varolma savaşından öte günümüz insanının, kentinin ve yaşantılarının içinde yaratılabilecek “mikro ölçekli, tekil ve çoğulcu uygulamalar”. Konut üzerinden beden-konut irdelemesinin yapılması, bu ilişkinin yaşantılar üzerindeki etkilerini sorgulamak, bireysel ve gündelik yaşantı üzerinden kent içindeki kamusallık sorgusuna geçmek..

Peki İstanbul kentinde konut? İstanbul üzerinden, su-kent oluşu üzerinden farklı su tiplerinin farklı konut tipleri oluşturduğunu söyleyebilir miyiz? Oluşturmadıysa sebeplerinin irdelenmesiyle su-kent ilişkisinin de katıldığı yeni bir konut modeli oluşturulabilir mi? Boğaz, haliç, kanallar.. farklı su durumlarının yaşantısal karşılıkları ve oluşturacağı konut tipleri..

Tuğçe Şahin.

1 Ekim 2010 Cuma

yine yeni yeniden

Tüm fonksiyonların toplandığı küçük dünyalar var, teknoloji ve hizmet arttıkça hareket ve iletişim azalabilir; dünya etrafında dönen insan otursun artık, şimdi dünya onun etrafında dönüyor diyebilir miyiz?.
Barınma ihtiyacı doğal çevreden korunma güdüsüyle yola çıkan insanları bir arada yaşadıklarında yapma çevrelerine hapsetmiş ve büyük şehrin büyük kısmında doğayla ilişkisi kopmuş mudur? Görecelilik, kimi zaman görmemezlik ve teknoloji ile kendi dünyasında yaşayan insan, sınırlı mekanların içinde hapsolmuş gibi gözükse de, mekanın algılanması ve anlamlandırılmasında sınırlar var mıdır?
Kullanıcı-konut, kullanıcı-kullanıcı, kullanıcı-yakın çevre-iç/dış mekan ilişkileri farklı mekan ve zaman dilimlerinde gittikçe ne ölçüde, hangi boyutta ilişiksizleşmektedir?

Yap-sat ile yozlaşan ambalajda standarda oturmuş gözüken standartsız ürünleri alma hayaliyle yaşayan ev-iş-araba güdümlü prototipler tüketim nesnelerinde sunulanın haricinde bir nitelik aramamalı mıdır? Toplu konutların şehir dışına itilmesiyle tecrit edilmiş, zenci mahallelerinde de olduğu gibi gelir düzeyi düşük ve farklı olarak nitelendirilen insanların dışlanması durumu ayrıca suç oranının bu tür alanlarda artması göz ardı edilmemelidir.

İstanbul’un konut sorununun yalnızca Metropoliten alanla sınırlı olmadığı bilinci ile bölgesel, ulusal ölçeklerde de önlemler alınması; tüm şehirlere homojen yatırım politikalarıyla hizmet ve istihdam sağlanamamasının yanı sıra eğitim hızı ve gayrisafi milli hasılanın, sağlıksız nüfus artışı hızına yetişememesi; şehir çevresindeki endüstrileşmenin de çekim merkezi oluşturarak, göç olgusuyla kentleşmede konut ihtiyaç ve üretimini arttırmaktadır. Kaçak yapılara, gecekondulara tapu dağıtılarak teşvik edilen bu yol ise kentlere karşı kullanılan müşfik olmayan bir siyaset aletidir.

Gelir düzeyi ne olursa olsun çevresel algıda; şehrin görsel kirliliği, gürültü, kirli hava, trafik yoğunluğu, su-deniz kirliliği ve güvenlik sorunları herkese etki etmekte ve yaşam kalitesini etkilemektedir. Şehrin olumsuz yönleri insan ilişkilerini ve yapı tipolojilerinde dışa kapalılığı arttıran unsurlardır. Farklılıkların oluşturduğu kent kavramında birlikte yaşamın sorumluluk gerekliliğidir. Tarihi katmanları kozmopolit yapısı ve sanayisiyle durağanlıktan uzak yaşayan şehirde yaşamak nasıldır? Şehrin katmanlarının, yapı taşlarının ve/veya politika-ranta kurban edilerek yenileme-yok etme mantığıyla verilen kararların, Tarlabaşı, Sulukule, Süleymaniye bölgelerinde kültür erozyonu ve farklı tipolojilerin yok edilmesine sosyal adalette eşitsizlik ve dışlanmışlık hissine yol açmıştır.

Ekonomik ve politik çıkarların öne çıktığı durumlarda kamusal alan olarak ayrılan alanların, kentsel mekanların - çoğu kat sınırı kaldırılmış AVM rezidans fonksiyonlu gökdelenlerin dikilmesiyle - ranta kurban edilmesi. Bu günkü gerçekler belki de insanın bencil çıkarcı bir yaratık olduğunu mal ve/veya oy gibi kaygılarla, limit-siz kenti bi-başına, bi-çare koymuştur. Şehir ve insan yaşam kalitesinin düşürülerek özgürlüğün başkasının hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığı yerde bittiği gerçeği unutularak hakların kısıtlanması durumu doğmaktadır. Duyarlılık gerektiren bir başka durum ise yakın geçmişte yinelenen acı deneyimleri sonucunda dahi güvenlikli yapılaşma, afete dayanıklı yapılarla yaşam için güvenli konutlar planlaması gerekliliği.

sinem topal

Kişinin Kentsel&Kendisel Mekanı

Konut kavramı kişide farklı algılar oluşturmaya açık bir kavramdır. Kelime anlamıyla konutu ise “kişinin ikamet ettiği yer” olarak adlandırmak yanlış olmaz. Farklı algılar oluşturmak ile bahsedilen, konutu bireyselleştirmekten, özelleştirmekten veya kişiselleştirmekten başlayabilir. Bu özelleşmiş konut kavramı kişinin psikolojik veya duygusal gereksinim durumuna göre nedensizce değişebilen mekanlar olabilir. Özelleşmenin, mahremiyetin en yoğun yaşandığı ve içerisinde – dış etmenlerin ve dışa bağlılığın olmadığı bir süreçte – zaman kavramının asgari değerde olduğu, hatta hissedilmediği mekan olarak açıklanabilir. Tamamiyle “benleşen” bir ortamdır. Organizasyonu, tasarımı ve kullanım prensipleri kişiselleşmiş, kuralları olan ancak onların da kişiselleştiği ve bu durumun sınırları kaldırdığı mekan, diğer bir deyişle Evdir.

Ev tanımı dışındaki konut kavramı kullanıcı için kentsel mekanlar konumuna geçmeye başlamaktadır. Burada bahsedilen konut tabiri, bildiğimiz anlamda apartman, uydukent, gecekondu, toplukonut veya residence değil, ortak kullanım alanı olup kişinin yine kişiselleştirebileceği alanlar dahi olabilir. Örneğin mahalle bakkalı, mahallelinin bakkalıdır ancak bakkalın kendi düzeninin sürdürdüğü, ailesini geçindirdiği özel de bir alandır. Peki bu bağlamda mahalle bakkalı, bakkalın mı yoksa mahallelinin mi daha çok “konutudur?”(Kentsel mekanıdır?)

Bir bireye yahut bireylere bağlı kalmaksızın, ortam dinamiklerine ayak uydurabilmiş olup olmaması dahi gözetilmeksizin varolan, tükenen, tüketen, yenilenen oluşumlar kentsel mekan olarak adlandırılabilir mi? (Bence Taksim meydanındaki Cumhuriyet Anıtı kişilere bağlı kalmaksızın kendi düzenini muhafaza edebilen sorunsuz bir kentsel mekandır, bir ekosistemdir.)

Bu mekanlar kişide ne kadar aidiyet hissi yaratabilir?

Kentsel, toplumsal, kamusal olan herhangi bir şeyi bu bağlamda sürdürebilir olarak adlandırabilir miyiz?

Kentsel mekana hangi ölçekte yaklaşmalıyız, farkları neler olabilir? (Kent ölçeği, konut ölçeği, ürün ölçeği?)

İstanbul büyük bir ekosistemdir, tarih boyunca bu sisteme dahil olunmuş, olanlar barındırılmış bir şekilde kentsel mekanlara katılmıştır. Ülke ölçeğinde İstanbul, kentsel mekanın merkezi niteliğindedir. Bu özelliğinden ötürüdür ki konut yoğunluğunun en fazla olduğu şehir olmasıyla birlikte buna tezat olarak konut yetersizliğinin de en fazla olduğu şehir sıralamasında liderdir. Fakat ki bu liderlikler saymakla bitmeyeceği gibi sorular da cevaplanmakla bitmeyecek gibi görünmektedir. Çalışan, fonksiyonel bir kentsel mekandan beklenti de kaosu bünyesinde barındırmak bunu olumlu dinamiklere yönlendirmek, kendi üzerinde deneyeler yapıp kişiye öğretici geri dönüşler sağlamak olmalıdır.

Ali Önalp

30 Eylül 2010 Perşembe

KENT BİZİM EN KARMAŞIK BULUŞLARIMIZDAN BİRİ..

Günümüzde dünya nüfusunun yarısı kentlerde yaşamaktadır. Araştırmalara göre 2050 yılında bu oran %75'lere ulaşacak. İstanbul, 13 milyonluk nüfusu ile megakentler arasında önemli bir rol oynamaktadır ve özellikle içinde barındırdığı heterojen yapı ile dikkatleri üzerine çekmektedir. İstanbul'un kentsel ve kırsal alanlardan aldığı büyük göçler, zaman geçtikçe büyük değişimler geçirmesine, kentin tekrar tekrar sorgulanmasına yol açmaktadır.İstanbul'daki değişik kültürlerden oluşan insan tipolojisinin yarattığı bu etkileşim, kast sınırlarını esnekleştirme ve sınıf yapısını karmaşıklaştırma eğilimini taşımakta, böylece toplumsal farklılaşmanın yapısının, daha çok bütünleşmiş durumda olan toplumlara göre daha fazla sayıda kola ayrılmasına ve farklılaşmasına yol açmaktadır. Bu ve bunun gibi misafirler, kent kimliğine bürünüp-bürünememe olgusu içinde sıkışıp kalmışlardır.

İstanbul'da kıyıya köşeye itilmiş ve halen itilmekte olan büyük insan yığınları, iletişim araçlarının denetimini ellerinde tutarak sahne arkasında görünmez bir biçimde ya da çok uzakta çalışan insanların yönlendirdiği simgelerin ve basmakalıp sözlerin etkisi altındadır.Bu insanları bu kadar ötekileştirirken, hala onlar üzerinden propaganda yapılıp, konut satışlarında rant sağlanması ne kadar yanlıştır?

Toplumun en temel hücresi olan barınma hakkı, kapitalizmin elinde oyuncak olmaya başlamış ve tüketim nesnesi olmuştur. Gelişen teknolojiyle tek tip, fabrikasyon konutlar üretilmeye başlanmıştır.Ev Kavramı, insanın kendini bulduğu mekanlardan çıkmış, tamamen gelip geçici olan mekanlara dönüşmüştür. Bugünkü konut tipolojisindeki evler, atalarımızdan aşina olduğumuz baba ocağı, bir yuva olmaktan çıkmıştır.Bu ise akrabalık bağlarının zayıflamasını, komşuluk değerlerinin kaybolmasını ve toplumsal dayanışmanın geleneksel temelinin zayıflamasını doğurmuştur. "Günümüzdeki konut tipolojisinin insan tipolojisi üzerindeki yarattığı bu negatif etkinin önüne geçmek mümkün müdür yoksa geç mi kalındı? Konut morfolojisinde kaybedilen değerler yerini güvensizliğe, korkuya, huzursuzluğa bırakmıştır. Konutların etrafını çevreleyen yüksek duvarlar,çitler, teller kimi kimden korumaktadır?

Örneğin bugün kentsel dönüşüm adı altında soylulaştırma diye tabir ettiğimiz bir sürü düzenleme yapılıyor.(Sulukule, Tarlabaşı, Fener-Balat-Ayvansaray vb.) Kendine has kültürleri olan oralarda yaşayan halk kent için bir tehdit midir yoksa çeşitliliğin getirdiği bir kültür zenginliği midir?

Sürdürülebilir konut sorunu; Teknolojik gelişmelerin artışıyla doğal kaynaklar tükeniyor, insanların ihtiyaçları artıyor, ekonomik dengeler değişiyor. İnsanın barınma ihtiyacını hem kendine hem de doğaya en zararsız şekilde sağlaması çabaları sürdürülebilir mimarlık kavramını doğurmuştur. Ancak ülkemizde bu durum yeterince önemsenmiyor. İstanbul gün geçtikçe havaya karışan gazlar ile; betonlaşan yeşilliği ile, harcanan gereksiz enerjiler ile tehlike saçıyor. İstanbul'da sürdürülebilir konut akımı oluşursa; konutun tüketim nesnesi olma kavramını iyi yönde değiştirebilir mi?

İSTANBUL-KENTİ ANLAMAK ve KENTTE KONUT

Metropolleşme , gelişme ve sonucunda düzensizlik ve çarpık kentleşme kavramlarıyla talihsizce bir araya gelebilen , halen eşi benzeri bulunmayan şehir İstanbul ve bugün kentsel iyileşme adına sunulan yaklaşımlar . Acaba düzgün kentleşme adına doğru hamleler mi yapılıyor ? Politikalar , kenti anlamama , kent karakterini önemsemeden varoluşa ters yapılaşma yanlış adımlardan sadece birkaçı…

Politikanın çarpık kentleşme üzerindeki en büyük etkisi işsizliktir. Metropoller de tüm cazibesiyle çaresiz insanı kendine çekerken bu süreçte kentleri büyük bir köy haline getiren ‘’göç’’ kavramı ortaya çıkar . Kentin boş alanları izinli veya izinsiz gelişigüzel doldurulup , betonlaşırken diğer yandan fiziksel ve sosyal açıdan çöküntü sürecine girmiş bu alanları yaşatma süreci başlar .Ve bu çabanın olumsuz bir sonucu olan ‘’soylulaştırma’’ kavramı ortaya çıkar.

Köhneleşmeye başlayan konut alanlarına daha üst sınıfları yerleştirme olan soylulaştırma kavramı neredeyse 25 yıldır İstanbul’da görülüyor . Önceleri Arnavutköy , Bebek gibi semtlerde tek tek konut satın alınıp karakter değiştirme olan eylem, boyutunu arttırmış ve günümüzde kamu girişimcileri öncülüğünde ,dönüşüm projeleri ile tüm kenti sarmıştır. Bir zamanlar küçük yerleşimden insan çeken kent, ardından o insanı itmeye başlamış , gitmeye zorlamıştır . Dar gelirlilerin de o mahallede kalmalarını sağlayacak mekanizmalar oluşturup kaynaşmayı sağlamış olmaz mıyız?

Rant ve kar amacıyla tasarlanan projeler bizleri teker teker tüketiciye ,yaşadığımız kenti de bir pazara dönüştürmüyor mu? Kenti alışveriş merkezi , otel , müze ile doldurmak yerine kültürel sürekliliği sağlayıp kimliğini korumak önemli değil midir ? Burada sosyal eşitlik kavramının biraz olsun devreye girmesi gerekmiyor mu?

Diğer yandan yoğun nüfus artışına çözüm olarak ortaya çıkan ekonomik-hızlı üretimin parçası toplu konutların görsel ve estetik algıya cevap verdiğini söyleyebilir miyiz?

Tartışılması gereken bir başka kavram ise zoning yani kullanımların ayrı bölgelendirilmesi . Kent merkezinin sürekli canlı ve yaşanır olması için konut ve ticari alanın oranlı ve uygun şekilde bir arada olmasına izin verilmesi günün her saati canlı ve yaşayan mekanlar elde etmeyi sağlamaz mı ? Bölgelendirme ile kente konuşlanmış ticari bir alan çalışma saatleri sona erdiğinde terk edilmiş bölge haline gelir ve güvenlikten bahsetmek zorlaşır ve bu noktada ‘’güvenlikli site’’ içine sıkışan yaşam insanların iletişim halinde bulunduğu mahalle-sokak-park gibi alanları yok etmeye başlar . Bunlar dışındaki alanlarda varoşlaşmaya yüz turar .

Toplu konut ve yeni yaşam bölgeleri mantığı ne derece verimlidir ?

Konut tasarlarken kent karakterini önemsemek gerekiyor . Yapıları çevrelerinden bağımsız düşünemeyeceğimiz gerçeğiyle konut ve kenti bir bütün olarak algılamak İstanbul’un ihtiyacı olan çözümlere ulaşmada fayda sağlamaz mı?

Ezgi Bay

Massed House (Toplama Konut)



Evolo Architecture – New York: House for the 21st Century Uluslararası Proje Yarışması

Ekip: Hakkı Yırtıcı, İlke Tekin, Gürsu Altunkaya, Pelin Çetken, Elif Elğay, Ünal Ali Özger, Müge Akdağ, İrem Çetin

KENT KONUTA KARŞI

Bugün, dünya genelinde insan nüfusunun yarısı, Batı toplumlarında ise %90’nı kentlerde yaşıyor. Kent insanın temel yaşam biçimi olmuş durumda. Modern dünyada kent konutun yerine ikame etmeye başladı. Daha önce konut insan yaşamının merkezindeydi. Şimdi ise kent merkezde. Modern kent yarattığı fiziksel ve sosyo-ekonomik çevre ile geleneksel konutun anlamını ve insan yaşamlarını geri dönülmez bir biçimde değiştirdi. Mimarlığın ilk ve en geleneksel yapı tipi üzerindeki uzlaşma sona ermiş durumda. Konutun, en basit şekliyle, yaşama, uyuma, çalışma, dinlenme, yemek pişirme gibi eylemlerine ait mekanlarının konvansiyonel programları kentin sunduğu yeni imkanlar ve servisler tarafından çözülüyor. Evin içi, dışına, kente taşınıyor. Ev giderek daralıp, küçülürken, kentte konut oluyor. Artık evin kesin sınırları yok. Her yer ev gibi kullanılıyor. Yaşamlarımız kentin caddelerinde, meydanlarında, alışveriş merkezlerinde, gökdelenlerinde, havaalanlarında geçiyor. Modern gündelik yaşamın temposu içindeki modern insan güne bir kafeteryada kahvaltı ederek ve sabah kahvesini içerek başlıyor; gazetesini yolda, otobüs ya da metroda aceleyle okuyor; internet üstünden arkadaşlarıyla sohbet ediyor; yaptığı sayısız iş seyahatleri sırasında havaalanlarının alışveriş merkezlerinden alışveriş ediyor; dinlenmek için bir bankın üstünde uyuya kalıyor; eğlenmek için kentin canlı ve görkemli dünyasını tercih ediyor. Bu koşuşturma içinde ev bir merkez değil sadece bir ara durak. Bu şekliyle sıradan kent kullanıcısı tarafından kent bir “evsiz” gibi yaşanıyor, deneyimleniyor.

KÜRESEL KENT

Burada sözü edilen kent, küresel şebekenin parçası olan bir kent. Kentin sunduğu yeni imkan ve servislere küreselleşmenin ekonomik ve kültürel mantığı hakim. Küresel ekonomi, diğer her şey gibi mekanı da karlılığını arttıracak bir altyapı olarak kullanır. Mekan coğrafi ve kültürel anlamıyla yerden ve zamandan kopartılmıştır. Küresel şebekenin ilişkileri içinde üretilen ve kullanılan mekanın bir orijini yoktur. Uluslararası şirketlerin markaları tarafından homojenleştirilmiş bu yeni mekan sentetik olarak üretilmiştir. Dünyanın her yerinde kendisini tekrar eder ve çoğaltır. Kent ile olan ilişkimiz markaların bize sunduğu örüntüler üstünden gerçekleşir küresel kentte. Sabah kahvesi hemen köşedeki mahallenin Starbucks’ında evin rahatlığını aratmayacak bir ortamda içilir. Mc Donalds iyi bir öğle yemeği seçeneğidir; ucuz ve hızlı. Ama bundan ötedir Mc Donalds: Çocuğunuzun doğum gününü evde kutlamak yerine, tüm arkadaşlarını bir Mc Donalds’a çağırmak ve orada bir kutlama partisi vermek çok daha kolaydır. Alışveriş merkezleri bütün gün vakit geçirebileceğiniz; alışveriş yapıp, yemek yiyebileceğiniz; eğlenip, sinemaya gidebileceğiniz yeni yuvalarınızdır. Havaalanlarında beklerken yine yapabileceğiniz en iyi şey alışveriştir. Eğer yorgunsanız bir bankta kestirebilir ya da daha iyisi havaalanından dışarı çıkmadan bir otel odasında bir sonraki uçuşunuz öncesi iyi bir uyku çekebilirsiniz. Tüm bunlardan daha ötesi ise dünyanı neresinde olursanız olun bir Starbucks, Mc Donalds, Diesel gibi çok uluslu bir restorana ve mağazaya girdiğinizde kendinizi evinizde hissedersiniz.

TOPLAMA KONUT

“Toplama Konut” (Massed House) bir parodi. Fiziksel ve ontolojik alanı daralan evin parodisi:

Parodi: a. Fr. Ciddi bir oyunun bir bölümünü ya da tümünü, aradaki koşutluğu koruyarak alaya alan, biçimini bozmadan ona bambaşka bir içerik vererek, içerik ile biçim arasındaki bu karşıtlıktan gülünç ve eleştirel bir etki yaratan bir oyun biçimi.

Bu ev büyük, çok büyük. Her şey içinde, hiçbir şeyi dışarıda bırakmıyor. Giriş holü bir şirketin lobisi; televizyon oturma odasındaki dev bir kent meydanı ekranından seyrediliyor. Yemek odasının bir köşesi McDonalds ve Starbucks tarafından işgal edilmiş. Mutfakta, buzdolabının kapağı açıldığında içinde bir süpermarket var. Raflardan donmuş hazır yemekler alınıp, mikro dalgada ısıtılıyor. Çalışma odası bir internet kafe. Orada sanal kütüphane karıştırılıyor, online arkadaşlara bir iki mesaj atılıyor, bir ara bilgisayardan bir dosya açılıp, kişisel günlüğe bir iki cümle ekleniyor. Yatak odası Ritz Carlton. Soyunma odasındaki dolaplar açılarak Bennetton, Nike, Mavi Jeans, Diesel mağazalarına ulaşılabilir. Banyo bir Türk Hamamı. Arkadaşlarla beraber oryantalist bir ortamda sohbet edip, yıkanmak için ideal. Dışarı çıkmak istenildiğinde büyük bir alışveriş merkezi otoparkında duran otomobile ya da bodrum kata inip, metroya binilebilir. Şehirlerarası seyahatler içinse çatıdaki havaalanına çıkmak yeterli. Temiz hava almak ve huzur bulmak içinse evin arkasında büyük bir kent parkı bulunuyor.

Güle güle kullanın.


EVDEN GERİYE KALAN..?


Günümüzde kentin evin yerini aldığını ve artık evin var olmadığını söylememize rağmen ironik bir şekilde halen “ev”den bahsediyoruz. Peki evden geriye ne kalmıştır? Modern yaşamın döngüsü içinde birey kendisini nasıl yeniden üretebilmekte, var oluşunu sürdürebilmektir? Kısacası kendisini bu karmaşa içinde ontolojik anlamıyla nasıl evinde hissedebilmektedir?

Çevremiz, konut da dahil olmak üzere, seri olarak üretilmiş nesneler ile sarılı. Satın alınan, kullanılan her nesne kim tarafından, nasıl ve nerede kullanılacağı bilinmeden üretilmektedir. Kullanım öznesinden yoksun olan nesne aynı, çok ve standart olarak üretilmekte ve tüketime sunulmaktadır. Burada devreye en temel psikolojik insan ihtiyaçlarından biri olan anlam yaratma mekanizması girmektedir. Özne, seri olarak üretilmiş nesneler dünyasından konutunu, arabasını, koltuğunu, televizyonunu, ayakkabısını, diz üstü bilgisayarını, içeceğini vb. her nesneyi öngörülemeyecek bir şekilde seçip, kişisel anlam dünyasının mekanını yaratıyor; kendisini evinde hissedebilmek adına.

Kentsel Konut_Yeniden_Bugün

Giderek karmaşıklaşan kentlerimizde yaşam alanı tanımı, içerdiği anlam, eylem zaman ilerledikçe değişip dönüşmektedir. Bu yeni kent yaşantısının yaşam alanlarına ilk başta steril bir yorumla yansıdığını görebiliriz. Fakat çok geçmeden, durmadan gelişen ve çoğullaşan dünyada yaşam alanlarının sterilleşerek insan yaşantısından kopuk olmasının bu mekanları işlevsiz, tekinsiz alanlara dönüştürdüğü söylenebilir. Bu duruma çözüm olarak bileşenlerin hepsi bir araya getirilerek yeni bir yaşam alanı tanımı yapıldı. Yeni tanım, bütün bileşenlerin aynı mekansal bütün içinde katmanlaşması, kesişmesi anlamına geliyordu. Bileşenler çoğaldıkça bu bütün daha da karmaşıklaştı ve baştan çözülebilmesi için denetimli stratejiler üretilmeye çalışıldı. Yapı içinde yapılar, kent içinde kentler doğmaya başladı. Bu yapılar da bir bakıma insanlara programlanmış bir yaşam kompleksi sunmuş oldu. Bileşenleri ne kadar çeşitli olsa da önceden tüm kombinasyonların tahmin edilip belirlendiği (denetimli olma durumu), istenildiğinin aksine kentliyle etkileşime giremeyen katı yapılar yarattı.
Bu katı yapılar içinde barınma ihtiyacına yoğunlaştığımızda da günümüz insanına zıt düşen tasarımlar görebiliriz. Bunları sabit, kullanıcıyı kendisine adapte olması için zorlayan mekanlar olarak tanımlayabiliriz. Oysa bugün, insan bir kaplumbağa gibi yaşam alanını sırtında taşımak durumundadır. Yani en minimum-optimum ihtiyaçlarını karşılayacak ortamda ve dünyanın herhangi bir yerinde yaşamak üzere dönüşmüş, evrilmiş durumdadır.
Önceleri ortalama bir birey için temel yaşam alanı eviydi. Yaşamının tüm bileşenlerini evinde bulmak ve evinin kalıcı olmasını istiyordu. Günümüzde ise konut kavramı tüm yaşam alanını içermesindense yaşam alanının sadece bir parçası haline hatta zamanının içinde bir durak noktasına dönüşmüştür. Ve bu durak hızla değişen, bir yere ait olmayan, ama hızla şekil alabilecek bir potansiyele sahip olmalıdır.
Oluşum şekli itibariyle bir gecekonduyu ele alırsak; bir gecede karar verilip en minimum ihtiyaca göre ortaya çıkan ve içinde yaşanıldığı süre içerisinde istenildiğinde kullanım alanını düşey ya da yatay düzlemde genişletilebilecek potansiyele sahip bir yapıdır. Bu yapı aynı zamanda bir gecede yok olabilme durumunu da içinde barındırmaktadır. Bu oluşum ve yıkım süreci, öz itibariyle karmaşıklaşan dünyada ele almaya çalıştığımız konut- barınma durumuna karşılık gelebilir mi sorusunu akla getiriyor.
Konutun kullanıcı merkezli karmaşık ilişkiler barındıran bir dünyada oluşmasına mimarın etkisi ne olabilir?


İpek Kay

KENTSEL KONUT VE TÜKETİM

Konut, insanın en önemli ihtiyaçlarından biri olan barınma ihtiyacına kullanıcı tipine göre çeşitli mekansal kurgularla cevap verir. Kullanıcının gündelik yaşam alışkanlıkları, fiziksel durumu konut tasarımının altyapısını belirler. Konutun kullanıcı tipine özgü olması, beden-mekan ilişkisi üzerinden bir aidiyet durumunu ortaya çıkarır. Bu noktada bir ressamın, bir öğrencinin ya da dört kişilik bir ailenin konutlarının mekansal özelliklerinin aynı olması beklenemez. Ancak bugün kentlerdeki konut yapısına baktığımızda durumun farklılaştığını görüyoruz.

Modern yaşamın sosyal, ekonomik, kültürel alanlarda getirdiği değişimler konutu da etkilemiştir. Kentlerdeki yoğun nufüsun konut ihtiyacına karşılık verebilmek için hızlı ve çok sayıda konut üretilmesi gerekmektedir. Bu noktada üretim methodu her kullanıcı için tek tek çözümler üretemek yerine kullanıcıyı belirsizleştirip, konut tiplerini standartlaştırmıştır. Yani konut artık kullanıcısı ile arasındaki bağdan sıyrılıp bir tüketim nesnesi haline gelmiştir. İnternetten indirilen bir resim, marketten alınan bir ürün ya da mağazadan seçilen bir giysi gibi konut da küresel ekonomi içinde artı değer sağlayan bir metadır. Tüketim nesnesi haline gelen konut artık herkes tarafından alınıp satılabilir, kiralanabilir.

*Kullanıcının ve konutun standartlaştırılması kullanıcı ile konut arasındaki ilişkiyi nasıl etkiler? Beden-mekan ilişkisi çerçeversinde gündelik yaşam birebir ölçekte ne tür değişikliklere uğrar?

Kentlerde dar alanlarda daha fazla ve daha hızlı konut üretme çabası düşeyde yükselen yapı kümelerini doğurmuştur. Toplu konutlar, kapalı siteler ve benzer apartmanlardan oluşan yapı adaları kent içinde giderek sayılarını arttırmakta ve şehrin çeperlerine doğru büyümesine neden olmakta. Bu noktada kentsel ölçekte bu konut kümelerinin kentle kurduğu ilişki/ilişkisizlik göze çarpmaktadır. Kentin süregelmiş organik yapısı içinde bu kümeler fiziksel çevrenin yapısını değiştirir. Yere ait olma bağlamı bu ölçekte de kaybolur. Birbirinin aynısı apartmanlardan oluşan bu konut kümeleri kentin herhangi bir bölgesine kurulabilir.

*Kentin konutu üretmesi ile konutun kenti üretmesi arasındaki ilişki kentsel örüntüyü nasıl etkiler ve bu ilişkiye hangi girdiler ile müdehale edilebilir?

Günümüzde sayıları giderek artan kapalı siteler, farklı fonsiyonları biraraya getiren, kapalılıkları neticesinde kente dair tüm kötülüklerden arındırılmış, kendi kendine yeten bir yaşam alanı iddaası ile üst gelir grubuna hitap ediyor. Bu kapalı siteler pazarlama stratejileri gereği idealize edilmiş ve prestij odaklı bir yaşamı vaadeder. Bu sitelerde bir konut sahibi olmakla beraber bir sosyal statü sıçrayışına ya da bir kimliğe de sahip olunabilir. Kentten kopuşlarını sağlayan kapalılıkları ile güvenli ve steril bir ortam sağlanır. Havuzlar, otoparklar, çocuk parkları, yeşil alanları, alışveriş birimleri ve sosyal alanları ile neredeyse küçük bir kent parçası haline gelirler. Bir tüketim nesnesi olarak bu fonksiyonlar bir ihtiyaç, bir ideal olarak gösterilir. Burada kentle hiçbir ilişki kurmadan yaşanabilir.

* Kendi içlerinde idelize edilmiş bir yaşamı sunan kapalı sitelerin kentle ilişkisizlikleri, kentten kopuşları, ötekileştirme durumları ve sayılarının giderek artması kenti ve kentliyi nasıl etkileyecektir?

Ayşe Büşra Sayıner

TARİHSEL SÜREÇTE KONUT VE KENTSELLEŞME KAVRAMLARI ÜZERİNDEN GÜNÜMÜZ KONUT-KENT PROBLEMLERİ

İnsanoğlu M.Ö 10.000'li yıllarda ilk kez yerleşik hayata geçmiş, M.Ö 7000'li yıllarda ise ilk sosyal üniteler olan konutları üretmişlerdir. Onları yerleşik hayata geçiren ve birlikte yaşamaya yönlendiren en temel olguyu incelediğimizde; bireylerin barınma eylemini gerçekleştirecekleri konutlara ve kendi varlıklarını deneyimlendirecekleri bir varlık alanına, topluma ihtiyaç duyduklarından bahsedebiliriz. Öyle ki bu nitel ve nicel ihtiyaçlar kentlerin kurulmalarına kadar geçen süreç içerisinde toplumlaşma bilinciyle beraber tekilden çoğula doğru yaşanan sosyal evrimi tetiklemiş, toplumlardaki organik dayanışmayı bir araya getirmiş ve daha karmaşık dinamikleri barındıran kentlerin oluşumuna zemin hazırlayabilmiştir.

Çağlar boyunca medeniyet kavramının sembolü olan kentler; kültürel, sosyal, ekonomik ve politik gelişmelere paralel olarak değişim göstermiştir. Bununla birlikte temel barınma işlevine sahip olan konut kavramı da gelişmiş, çevresi ile birlikte bir kentsel yaşam ortamının parçası olmuştur. Bu oluşum sürecinde kent-konut arasındaki ilişki, sosyal ve fiziksel bir problem olarak ön plana çıkmaya başlamış, değişen kent dinamikleriyle beraber planlamanın yeniden değerlendirilmesi ihtiyacını doğurmuştur. Bugün hızla gelişen teknolojinin ve değişen toplumsal değerlerin, yeni ihtiyaçları ve yaklaşımları ortaya çıkarması bu sürecin hala devam ettiğinin bir göstergesidir.

Günümüzde de gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin büyüyen kentleri, konut sorunuyla karşı karşıya kalmaktadırlar. Türkiye’de ise hızla artan nüfus artışı ve kontrol edilemeyen göçler birçok sorunu beraberinde kentlere getirmiştir. Yeni kurulan ve sanayi alanında hızla gelişen bir ülkenin, bu problemlere karşı aldığı kentsel politikalar elbette kentlerin gelişiminde önemli etkenler olmuştur. Bu politikaların doğru ve zamanında uygulanıp uygulanmadığı gerçeği, kentlerde görülen sağlıksız konut alanlarının varlığıyla anlaşılabilir.

Türkiye’nin en büyük metropol kentlerinden olan İstanbul da, göçlerle birlikte kente gelen çoğu dar gelirli nüfusun, kamu ve bir başkasına ait araziler üzerinde, kendi imkanlarıyla plansız gelişen yaşam alanları üretmeleri ve kentsel politikaların yeni kentlilerin kentle olan ilişkilerine cevap vermemesi bu sorunları gündeme daha çok taşımaktadır. Bu alanlarda sonradan uygulanan çoğu kentsel politika ve üst ölçekte alınan, (oranın sosyo-kültürel yapısıyla temas etmeyen) kentsel dönüşüm projeleri, içi boş fiziksel bir kabuk olmaktan öteye gidememiştir. Örnek olarak; son zamanlarda Süleymaniye, Tarlabaşı, Tophane ve Sulukule semtlerinde uygulanan kentsel dönüşüm adı altında yapılan çalışmalar bu bölgelerin iyileştirilmesini mi, yoksa bir ‘’Soylulaştırma’’ çalışması mı olduğunu açık bir şekilde ortaya koyamamaktadır. Öncesinde kurulan ve tarihle katmanlaşmış bir kültürün var olduğu yerleşimin, toplumun çoğul bilincine karşılık öznel yorumlarla düzenlenmesi ve buradaki toplumsal dinamiklerin yok sayılarak, bir temizleme (iyileştirme(!)) çalışması yapılması da ne kadar doğru bir anlayıştır tartışılmaktadır.

Kentlerde artan nüfusu karşılamak amacıyla oluşturulan kitlesel konut anlayışının kentle ilişkisinin sağlanması da önemli bir diğer problemdir. Devlet kurumlarıyla hızlı ve ekonomik üretilen toplukonut anlayışı, tek düze birbiri arkasında sıralanan, beton bloklar olarak yükselmeye ve İstanbul siluetinin bir parçası olmaya devam etmektedir. Ayrıca kamu alanlarıyla ilişkilerini koparan korunaklı yerleşimler de kentteki mekansal ve sosyal ayrışmanın yaşanmasının başka nedenidir.

Bu problemlere yönelik gelecekte alınacak politikalar, zengin tarihi ve kültürel katmanlarıyla dünyanın büyük metropol kentlerinden biri olan İstanbul da kentin geleceğini etkileyecek kritik hamleler olacaktır. Bu süreç içerisinde kent ve konut sorunu üzerinde toplumsal bilincin gelişmesi ve karar vericiler başta olmak üzere biz mimarların da önemli sorumluluklar alması gerekmektedir.

ERDEM DOKUZER