E

Konut- İnsan İlişkisi konut ve kent Sosyal Ayrışma kentsel dönüşüm soylulaştırma tüketim nesnesi olarak konut alt gelir grubu göç kapalı site kapalı siteler kentsel algı kentsel yaşam rota Ait olma durumu Toplu Konut algı barınma-yaşama fiziksel sınır gecekondu genişleyen konut sınırı konut niteliği konutun tüketimi sosyo-ekonomik statü sınır Özel - Kamusal Sınırı çarpık kentleşme Kamusal Omurga Çeperinde Konut Sosyal Adalet Toplum-Kent İlişkisi durak dışlanmışlık etkileşim gelecek tasarımı hafıza kamusal alan kent çeperleri kültür katmanı mahremiyet metropol sosyal eşitlik sürdürülebilirlik toplumsal sınır yap-sat yaşam kalitesi üst gelir grubu ütopya 3. boyutta mülkiyet Bellek Ekosistem Kent ile Konutun Kesiştiği Alanlar Kentin Yatay ve Düşey Arayüzleri Kentli Hakkı Kentsel Doku Ne Yönde değişiyor/Değişmeli Kişiselleşme Kolektif Bellek Korunaklı Yerleşimler Metropolde Konut İhtiyacı anlam beden deneysel konut dinamik konut disiplinler arası yaklaşım distopya dönüşüm düşeyde yükselme ekonomi ekonomik strateji evsiz farklı kültürler fonksiyon future systems geleneksel kavramlar gelir kutuplaşması genius loci geçirgenlik geçmiş ve şimdiki gobi-gobi görüngü gündelik hayat istanbul istanbul'da yaşam kamusal - özel aralığı kamusal eşik katmanlaşma kent bileşenleri kent karakteri kent merkezi kentli kentsel boşluk kimlik konut sloganları konut tipolojileri korunaklı konut küresel kentler mahalle olgusu marka projeler mekan mekan antropolojisi mevcut modeller moda monotonluk müdahale norm okumalar reklam residence resilin sentetik mekanlar simülasyon sokak-konut ilişkisi sosyal entegrasyon soyutlanma su-kent sürdülebilirlik tanımlı mekan tasarım projeler toplumsal mekan tüketim çılgınlığı yeni konut siteleri yuva zoning Öbekleşme çok kültürlü kent üretim
konut ve kent etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konut ve kent etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2010 Pazartesi

hakan, hande.

KENTSEL KONUT_YENİDEN, BUGÜN.

İSTruktur

Kentsel konut temasını irdelemeye en temelden, insan ve insan algısından başlamış olmak çerçeveyi geniş tutmamıza katkı sağladı. Henri Bergson’un savunduğu beden ve tin ilişkisini, sembolik anlamıyla, beden ve konut, konut ve kent hiyerarşileriyle çakıştırıp; bu düzlemler arasındaki ilişkileri sorgulama fikri ilgi çekiciydi. Ben’i, dolayısı ile bedenimi, daha sonra konutumu ve kentimi merkezim olarak kabul ediyordum. Madde ve bellek’te, Bergson, “Nesneleri harekete geçirmeye yönelik nesne olan bedenim, demek ki bir eylem merkezidir...” (1) diyerek; bedenin eylemi, “iç” ve “dış” arasındaki etki tepki süreci sonunda gerçekleştiğini söylüyor. Peki, tin fiziksel duruma göre bedenin içerden eylemine önayak oluyorken, beden ihtiyaç durumunda konutun eylemini nasıl sağlayabilir? Bu, nasıl bir eylem olabilir, gerekli midir, kentin hangi problemine cevap olacak, ona ne katkı sağlayacaktır?

İstanbul, 20. yy’ın ikinci yarısından itibaren hızla büyümeye başlamış ve hala büyümeye devam eden bir kenttir. Nüfustaki düzensiz ve kontrolsüz artış, kentin fiziksel olarak biçimlenmesinde de belirleyici omuştur. Sürekli olarak üstüste ve yanyana gelişigüzel eklemlenerek, hiç eksilmeksizin artan yapı stoğu, kenti statik bir beton yığınına dönüştürmüştür. Bu yapı stoğunun en büyük bölümünü konutların oluşturduğunu ve bu anlamda yapılmış hemen hemen hiç bir müdahalenin, imha edilmediği sürece geri dönüşümlü ya da esnek olamadığını düşünürsek, kentin ivmeli artan hantallığında konut üretiminin rolünün büyük olduğunu görürüz.

Çoğu fizikçi gibi Stephen Hawking’de atomaltı dünyada, gözle görünmeyen solucan deliklerinin varlığını kabul ediyor: “The truth is that wormholes are all around us, only they're too small to see”.(2) Zaman yolculuğunun (hatta “ışınlanmak” diye bilinen, anlık mekan değişimlerinin) ancak bu solucan deliklerini kullanmayı başardığımızda mümkün olacağını söylüyor. Bu deliklerden birine girersek, uzayın bambaşka bir noktasından bambaşka bir zamanda çıkmamız mümkün olabilir.

Bu kurgunun biraz farklı ama daha somut hali İstanbul’da karşımızda. Kent her ne kadar yoğun, sıkışmış ve katı görünse de, özellikle konut yoğunluklu bölgelerde çok sayıda kentsel boşluklar mevcut. Sadece zeminde değil, 3. boyutta da var olan, kentin başka noktalarındaki “kentsel hava kabarcıkları”, konuta hareket alanı sağlayacak bir ağ oluşturabilir mi?

...

Öneri, dinamik olmalı. Kullanıcılarının ihtiyacına ve ortak iradesine göre yer değiştirebilecek, dönüşebilecek, dolayısı ile en azından kentin içinde bulunduğu bölgesinde de, görsel ve fiziksel dinamizmi sağlayabilecek şekilde hareketli olmalı.

Modülerlik, bu dinamizmin kurgulanmasında iyi bir yöntem olabilir. Ayrıca tariflenecek standartlarda birimlerden oluşacak olan konutlar, kullanıcının merkezini, yani evini değiştirmesi gerektiği durumlarda, sadece lokasyonunu değiştirmesini, ev’ini gideceği yere götüreceği için aslında merkez’inin aynı yerde kalmasını sağlayacak. Bu sistem, yatayda ve dikeyde gridlerden oluşan sürdürülebilir bir strüktür ve bu strüktüre bağlı olarak eklenip çıkarılabilen, onun üzerinde hareket edebilen modüllerden oluşmalı. Bölgenin potansiyeline göre büyüklüğü ve barındıracağı modül sayısı da değişebileceğinden, bu esneklik, kendi bağlamını oluşturacaktır.

Modüler ve hareketli konut kavramı, mülkiyet anlamında da yeni bir bakış gerektirecektir. Kente, dolayısı ile kamuya ait olan bu boşluklara yerleştirilecek olan strüktür, yine kamunun yani kullanıcının ortak ürünü olacaktır. Kullanıcı sadece kendi konutunun şahsi sahibi olacak, bir strüktürden başkasına konutunu taşıma özgürlüğü belirli standartlar dahilinde hep olacaktır. Dolayısı ile kullanıcı toprağın değil, yaşadığı yerin sahibidir artık.

Şu aşamada, öneriye model oluşturması açısından, İstanbul’un konut anlamında yoğun denilebilecek, kullanıcı profilinin spesifikleştiği bölgelerinden olan Beyoğlu-Cihangir’deki nitelikli kentsel kabarcıklar tespit edilecek, bu strüktür ve konut sisteminin uygulanabilirliği araştırılacaktır.

(1) “Tasarım imgeleri ayıklamasına dair: Bedenin işlevi” Henry Bergson, 1896

(2) “STEPHEN HAWKING: How to build a time machine” Dailymail, 3rdmay2010

502101080_Hakan KELEŞ

502101081_Hande GÜNER

30 Eylül 2010 Perşembe

KENT BİZİM EN KARMAŞIK BULUŞLARIMIZDAN BİRİ..

Günümüzde dünya nüfusunun yarısı kentlerde yaşamaktadır. Araştırmalara göre 2050 yılında bu oran %75'lere ulaşacak. İstanbul, 13 milyonluk nüfusu ile megakentler arasında önemli bir rol oynamaktadır ve özellikle içinde barındırdığı heterojen yapı ile dikkatleri üzerine çekmektedir. İstanbul'un kentsel ve kırsal alanlardan aldığı büyük göçler, zaman geçtikçe büyük değişimler geçirmesine, kentin tekrar tekrar sorgulanmasına yol açmaktadır.İstanbul'daki değişik kültürlerden oluşan insan tipolojisinin yarattığı bu etkileşim, kast sınırlarını esnekleştirme ve sınıf yapısını karmaşıklaştırma eğilimini taşımakta, böylece toplumsal farklılaşmanın yapısının, daha çok bütünleşmiş durumda olan toplumlara göre daha fazla sayıda kola ayrılmasına ve farklılaşmasına yol açmaktadır. Bu ve bunun gibi misafirler, kent kimliğine bürünüp-bürünememe olgusu içinde sıkışıp kalmışlardır.

İstanbul'da kıyıya köşeye itilmiş ve halen itilmekte olan büyük insan yığınları, iletişim araçlarının denetimini ellerinde tutarak sahne arkasında görünmez bir biçimde ya da çok uzakta çalışan insanların yönlendirdiği simgelerin ve basmakalıp sözlerin etkisi altındadır.Bu insanları bu kadar ötekileştirirken, hala onlar üzerinden propaganda yapılıp, konut satışlarında rant sağlanması ne kadar yanlıştır?

Toplumun en temel hücresi olan barınma hakkı, kapitalizmin elinde oyuncak olmaya başlamış ve tüketim nesnesi olmuştur. Gelişen teknolojiyle tek tip, fabrikasyon konutlar üretilmeye başlanmıştır.Ev Kavramı, insanın kendini bulduğu mekanlardan çıkmış, tamamen gelip geçici olan mekanlara dönüşmüştür. Bugünkü konut tipolojisindeki evler, atalarımızdan aşina olduğumuz baba ocağı, bir yuva olmaktan çıkmıştır.Bu ise akrabalık bağlarının zayıflamasını, komşuluk değerlerinin kaybolmasını ve toplumsal dayanışmanın geleneksel temelinin zayıflamasını doğurmuştur. "Günümüzdeki konut tipolojisinin insan tipolojisi üzerindeki yarattığı bu negatif etkinin önüne geçmek mümkün müdür yoksa geç mi kalındı? Konut morfolojisinde kaybedilen değerler yerini güvensizliğe, korkuya, huzursuzluğa bırakmıştır. Konutların etrafını çevreleyen yüksek duvarlar,çitler, teller kimi kimden korumaktadır?

Örneğin bugün kentsel dönüşüm adı altında soylulaştırma diye tabir ettiğimiz bir sürü düzenleme yapılıyor.(Sulukule, Tarlabaşı, Fener-Balat-Ayvansaray vb.) Kendine has kültürleri olan oralarda yaşayan halk kent için bir tehdit midir yoksa çeşitliliğin getirdiği bir kültür zenginliği midir?

Sürdürülebilir konut sorunu; Teknolojik gelişmelerin artışıyla doğal kaynaklar tükeniyor, insanların ihtiyaçları artıyor, ekonomik dengeler değişiyor. İnsanın barınma ihtiyacını hem kendine hem de doğaya en zararsız şekilde sağlaması çabaları sürdürülebilir mimarlık kavramını doğurmuştur. Ancak ülkemizde bu durum yeterince önemsenmiyor. İstanbul gün geçtikçe havaya karışan gazlar ile; betonlaşan yeşilliği ile, harcanan gereksiz enerjiler ile tehlike saçıyor. İstanbul'da sürdürülebilir konut akımı oluşursa; konutun tüketim nesnesi olma kavramını iyi yönde değiştirebilir mi?

KENTSEL KONUT- GATED COMMUNITY

Kentsel konut; mimari, sosyo-ekonomik, kültürel ve sosyolojik paramatrelerle orantılı olarak her zaman dinamik ve değişken bir kavram olmuş, bununla beraber bazı problematiklerin doğmasına sebep olmuştur. Kentsel konut kavramı şehircilik bazında büyük ölçeklerde birçok konuyla bağıntılı olduğu gibi, daha küçük ölçeklerde; tasarım, insan-doğa-mimarlık gibi kavramlar üzerinde de etkisi yadsınamaz bir paradigmadır.

Kentsel konut bağlamında ele alınabilinecek konulardan biri de zaman içinde değişen ‘konut tipolojisi’ değerleridir. Sanayileşme ve teknolojik gelişmelerin olmadığı ya da az olduğu dönemlerde, aile yapılarının, insan ilişkilerinin ve arz- talep ilişkilerinin doğrultusuyla, insanlar konak, köşk gibi mekanlarda barınma ihtiyaçlarını giderirken, teknolojik gelişmeler , sosyo-ekonomik seviyelerin değişmesi ve insan ilişki düzeyinin farklılaşmasıyla beraber daha çok katlı bitişik nizam yapıları tercih etmeye başlamışlardır. Özellikle 90lı yılların sonlarından itibaren konut konusu daha da farklı bir noktaya gitmiş ve ‘gated community’ ve ‘residence’ kavramları ortaya çıkmış ve bu tip sub- urban yerler prim yapmaya başlamıştır.

Gated community’ lere talebin artmasında birçok farklı sebep bulunmaktadır, ki bunlardan en önemlileri kozmopolit şehirlerde yaşayan bireylerin hayatın başka dallarına bütün zamanlarını ayırmalarından dolayı evlerinde geçireceği zamanlarda daha az çalışmak, daha fazla konfor elde etmek, kısacası kişisel mahrem zamanlarında daha çok tembellik yapmaktır. Bu tembelliği de yerleşim yerinin istihdam ettirdiği insan ve teknoloji gücüyle sağlamaktadırlar.

Eskiden insanlar şehrin içinde, dinamizmle beraber yaşamayı tercih ederken artık şehir karmaşasından uzak, daha sakin yerlerde yaşamayı talep etmektedir. Bununla beraber artan konfora karşın aynı oranda sosyalleşme de azalmıştır. Artık çarşıya pazara gitmek, toplu taşımaya binip sinemaya gitmek, spora gitmek tarih olmak üzeredir. Modern ghetto denilebilecek bu yeni yerleşim yerlerinde, sosyal hayatın gerekliliği olan bütün ihtiyaçlar duvarla çevrili bir alanda karşılanmaktadır. Bir insan bu duvarlardan dışarı çıkmadan her türlü günlük aktivitesini gerçekleştirebilmektedir.

Bütün bu yararlarına karşın, gated community lerin yol açtığı bazı problematikler de vardır. Bunların en başında komşuluk ilişkilerinin azalması, gün içinde beraber sosyalleştiğin insan sayısının bir kısır döngü içinde kalması ve şehir-şehirli kültürünün soyunun tükenmesine neden olmasıdır.
Bütün artılarıyla eksileriyle, şehirleşmeye katkılarıyla yada birtakım kavramların yok oluşuna yataklık etmeleriyle, gated community ler gitgide artmakta ve toplum tarafından rabet görmektedir. Bunun uzun vadedeki etkileri birçok sosyolojik münazaraya konu olacağa benziyor..


Değişen konut tipolojilerinin değişiminin bireysel-toplumsal kavramlarının değişim süreciyle olan ara kesiti nedir?
Aile yaşantısı kentsel konut kavramını hangi boyutta etkilemektedir?
Gated community kavramının oluşmasındaki başlıca nedenler nelerdir?
Konut yerleşimleri mi sosyal ilişkileri etkiler yoksa sosyal ilişkiler mi yerleşimleri?
Getto bölgelerinin ıslah edilmesi için gereken en akılcı çözüm önerisi nedir ?
Türkiye’de ‘Sürdürülebilir Konut’ kavramının sadece sözde kalmasının, yeterli derecede faalieyete geçememesinin nedeni nedir?
Eskiden insanların merkezi iş alanlarına yakın bölgelerde konut sahibi olmak isterken şimdi şehir merkezinden uzak yerlerde ikamet etmeleri nelere bağlıdır?
Sub- urban kavramının temelini oluşturan unsurlar nelerdir?

SENEM SİDAL EYİNÇ
0502101099

Massed House (Toplama Konut)



Evolo Architecture – New York: House for the 21st Century Uluslararası Proje Yarışması

Ekip: Hakkı Yırtıcı, İlke Tekin, Gürsu Altunkaya, Pelin Çetken, Elif Elğay, Ünal Ali Özger, Müge Akdağ, İrem Çetin

KENT KONUTA KARŞI

Bugün, dünya genelinde insan nüfusunun yarısı, Batı toplumlarında ise %90’nı kentlerde yaşıyor. Kent insanın temel yaşam biçimi olmuş durumda. Modern dünyada kent konutun yerine ikame etmeye başladı. Daha önce konut insan yaşamının merkezindeydi. Şimdi ise kent merkezde. Modern kent yarattığı fiziksel ve sosyo-ekonomik çevre ile geleneksel konutun anlamını ve insan yaşamlarını geri dönülmez bir biçimde değiştirdi. Mimarlığın ilk ve en geleneksel yapı tipi üzerindeki uzlaşma sona ermiş durumda. Konutun, en basit şekliyle, yaşama, uyuma, çalışma, dinlenme, yemek pişirme gibi eylemlerine ait mekanlarının konvansiyonel programları kentin sunduğu yeni imkanlar ve servisler tarafından çözülüyor. Evin içi, dışına, kente taşınıyor. Ev giderek daralıp, küçülürken, kentte konut oluyor. Artık evin kesin sınırları yok. Her yer ev gibi kullanılıyor. Yaşamlarımız kentin caddelerinde, meydanlarında, alışveriş merkezlerinde, gökdelenlerinde, havaalanlarında geçiyor. Modern gündelik yaşamın temposu içindeki modern insan güne bir kafeteryada kahvaltı ederek ve sabah kahvesini içerek başlıyor; gazetesini yolda, otobüs ya da metroda aceleyle okuyor; internet üstünden arkadaşlarıyla sohbet ediyor; yaptığı sayısız iş seyahatleri sırasında havaalanlarının alışveriş merkezlerinden alışveriş ediyor; dinlenmek için bir bankın üstünde uyuya kalıyor; eğlenmek için kentin canlı ve görkemli dünyasını tercih ediyor. Bu koşuşturma içinde ev bir merkez değil sadece bir ara durak. Bu şekliyle sıradan kent kullanıcısı tarafından kent bir “evsiz” gibi yaşanıyor, deneyimleniyor.

KÜRESEL KENT

Burada sözü edilen kent, küresel şebekenin parçası olan bir kent. Kentin sunduğu yeni imkan ve servislere küreselleşmenin ekonomik ve kültürel mantığı hakim. Küresel ekonomi, diğer her şey gibi mekanı da karlılığını arttıracak bir altyapı olarak kullanır. Mekan coğrafi ve kültürel anlamıyla yerden ve zamandan kopartılmıştır. Küresel şebekenin ilişkileri içinde üretilen ve kullanılan mekanın bir orijini yoktur. Uluslararası şirketlerin markaları tarafından homojenleştirilmiş bu yeni mekan sentetik olarak üretilmiştir. Dünyanın her yerinde kendisini tekrar eder ve çoğaltır. Kent ile olan ilişkimiz markaların bize sunduğu örüntüler üstünden gerçekleşir küresel kentte. Sabah kahvesi hemen köşedeki mahallenin Starbucks’ında evin rahatlığını aratmayacak bir ortamda içilir. Mc Donalds iyi bir öğle yemeği seçeneğidir; ucuz ve hızlı. Ama bundan ötedir Mc Donalds: Çocuğunuzun doğum gününü evde kutlamak yerine, tüm arkadaşlarını bir Mc Donalds’a çağırmak ve orada bir kutlama partisi vermek çok daha kolaydır. Alışveriş merkezleri bütün gün vakit geçirebileceğiniz; alışveriş yapıp, yemek yiyebileceğiniz; eğlenip, sinemaya gidebileceğiniz yeni yuvalarınızdır. Havaalanlarında beklerken yine yapabileceğiniz en iyi şey alışveriştir. Eğer yorgunsanız bir bankta kestirebilir ya da daha iyisi havaalanından dışarı çıkmadan bir otel odasında bir sonraki uçuşunuz öncesi iyi bir uyku çekebilirsiniz. Tüm bunlardan daha ötesi ise dünyanı neresinde olursanız olun bir Starbucks, Mc Donalds, Diesel gibi çok uluslu bir restorana ve mağazaya girdiğinizde kendinizi evinizde hissedersiniz.

TOPLAMA KONUT

“Toplama Konut” (Massed House) bir parodi. Fiziksel ve ontolojik alanı daralan evin parodisi:

Parodi: a. Fr. Ciddi bir oyunun bir bölümünü ya da tümünü, aradaki koşutluğu koruyarak alaya alan, biçimini bozmadan ona bambaşka bir içerik vererek, içerik ile biçim arasındaki bu karşıtlıktan gülünç ve eleştirel bir etki yaratan bir oyun biçimi.

Bu ev büyük, çok büyük. Her şey içinde, hiçbir şeyi dışarıda bırakmıyor. Giriş holü bir şirketin lobisi; televizyon oturma odasındaki dev bir kent meydanı ekranından seyrediliyor. Yemek odasının bir köşesi McDonalds ve Starbucks tarafından işgal edilmiş. Mutfakta, buzdolabının kapağı açıldığında içinde bir süpermarket var. Raflardan donmuş hazır yemekler alınıp, mikro dalgada ısıtılıyor. Çalışma odası bir internet kafe. Orada sanal kütüphane karıştırılıyor, online arkadaşlara bir iki mesaj atılıyor, bir ara bilgisayardan bir dosya açılıp, kişisel günlüğe bir iki cümle ekleniyor. Yatak odası Ritz Carlton. Soyunma odasındaki dolaplar açılarak Bennetton, Nike, Mavi Jeans, Diesel mağazalarına ulaşılabilir. Banyo bir Türk Hamamı. Arkadaşlarla beraber oryantalist bir ortamda sohbet edip, yıkanmak için ideal. Dışarı çıkmak istenildiğinde büyük bir alışveriş merkezi otoparkında duran otomobile ya da bodrum kata inip, metroya binilebilir. Şehirlerarası seyahatler içinse çatıdaki havaalanına çıkmak yeterli. Temiz hava almak ve huzur bulmak içinse evin arkasında büyük bir kent parkı bulunuyor.

Güle güle kullanın.


EVDEN GERİYE KALAN..?


Günümüzde kentin evin yerini aldığını ve artık evin var olmadığını söylememize rağmen ironik bir şekilde halen “ev”den bahsediyoruz. Peki evden geriye ne kalmıştır? Modern yaşamın döngüsü içinde birey kendisini nasıl yeniden üretebilmekte, var oluşunu sürdürebilmektir? Kısacası kendisini bu karmaşa içinde ontolojik anlamıyla nasıl evinde hissedebilmektedir?

Çevremiz, konut da dahil olmak üzere, seri olarak üretilmiş nesneler ile sarılı. Satın alınan, kullanılan her nesne kim tarafından, nasıl ve nerede kullanılacağı bilinmeden üretilmektedir. Kullanım öznesinden yoksun olan nesne aynı, çok ve standart olarak üretilmekte ve tüketime sunulmaktadır. Burada devreye en temel psikolojik insan ihtiyaçlarından biri olan anlam yaratma mekanizması girmektedir. Özne, seri olarak üretilmiş nesneler dünyasından konutunu, arabasını, koltuğunu, televizyonunu, ayakkabısını, diz üstü bilgisayarını, içeceğini vb. her nesneyi öngörülemeyecek bir şekilde seçip, kişisel anlam dünyasının mekanını yaratıyor; kendisini evinde hissedebilmek adına.

EV-BARINMA-SIĞINMA-YAŞAMA...


_____Ev, insan yaşamının merkezi midir?

_____Kent insan yaşamının merkezi midir?

_____Değişim/dönüşüm/iletişim çağında herşey akıp giderken EV/BARINMA/SIĞINMA anlayışları ne ifade ediyor?

_____Kentte ev nasıl algılanır? Nasıl yaşanır? Nasıl biçimlenir?

EV; barınma işlevini gerçekleştirir. İnsanın en temel ihtiyaçlarından olan barınma, sığınma, bir yere ait olma gibi ihtiyaçların giderilmesini sağlar (?)

ya da

EV; barınaktan ötedir. İçinde YAŞAM tanımlanabiliyor ve gerçekleşebiliyorsa sadece barınmaya hizmet etmez. Hareket, zaman, algı, kişiler... Birçok değişkenle biçimlenir, algılanır. YAŞAMla birlikte kullanıcı EVi, benimser, KENDİne ait bir barınak olarak bilir, hisseder...(?)

KENTLİ; bugün kentte insan akış içinde kaybolmaktadır. Zamanını, KENTte, SOKAK ve kentin hacimlerinde, mekanlarında yaşamaktadır.

Kentli, EVini BARINAK olarak kullanmakta, onu YAŞADIĞI yer olarak tanımlayamamaktadır. EV; onun için hemen her şey gibi gelip geçicidir, tüketilecek bir şeydir. Zaten her şey tüketilir, geçer, yerine yenisi gelir... EVinde kendini dış dünyadan koparır (kapalı sitelerde güvendedir). EVinde kendini EVdeki dünyadan koparır; diğerleriyle paylaştığı hacme sırtını döner, evdeki bireyler kendi dünyasında, kendi odasında, ekranın önünde, zihin ve algıları ekranın ötesindedir; ekranın ötesinde TÜM(!) dünya vardır (internet, tv, filmler...) Evdeki küçük dünyaya ihtiyaç yoktur. Çünkü EV bir YAŞAM alanı değil, BARINMA hacmidir.

Sadece barınma ihtiyacını karşıladığı için; yaşamın özünde olması gerekenlere ihtiyaç yoktur. İhtiyaç sadece günlük ihtiyaçları giderecek, doğa etkisinden korunacak bir çatıdır. Ama bugün kentli bununla yetinEmez. Çünkü onun ihtiyacı tüketilebilecek, lüks, güvenli, ünlü, sosyal(!), birtakım yüksek kutuların içindeki çekmecelere yerleşmiş odalar, banyolar, mutfaklar ve buradaki TÜM dünyaya bağlanan AĞlardır. Bu ağlarla haber alır, duyar, öğrenir, konuşur, yemek ister, yaratır, sosyalleşir... ama bunları en çok da (hatta sadece) gözün ulaşabildiği ortamlarda yapabilir. Diğer boyutlar, hisler, algılar hep geride kalır.

Kentin akışı, kalabalıklığı, çok boyutluluğu, sıkışmışlığı, devinimi, hızı ile mücadele etmeyen, bununla yüzleşmeyen, bu durumla barışık olmayan-olamayan, kentin potansiyellerinden kaçan, onun sosyal bir ortam olarak aslında tam da ihtiyacı olan etkileşim, paylaşım ve yaratım süreçlerini yaşayabileceği yer olduğunu bilmeden-bilemeden, EVinde yaşar (barınır). EVini benimseyemez, evinde yaşayamaz. 21. yüzyıl kentlisinin belki de bu istiflenmiş çekmece kutularına ihtiyacı vardır. Çünkü o da kalabalıkta 1 tanedir ve diğerlerinden farklı olmak ya da onlarla iletişime girerek bu farklılığı farketmek istememektedir. Birlikte yaşamaya gerek yoktur. Herkes kendi çekmecesine girer, yaşar...

Güvende(!) olur, kaliteli(!) yaşar AMA yalnız olur, korkan olur, hep AYNI olur ve sadece BARINABİLİR.

ÇOK KATLI GECEKONDULAR SAHNESİ

Son yıllarda yadsınamayacak derecede çok göç alan kentlerin, bugün kesin sınırlarının olduğunu söyleyemiyoruz. Kırsaldan kente insan göçü, kentin de 'büyüme' adıyla kırsala gidişini doğuruyor. İstanbul, bunun en çarpıcı örneklerinden biri olarak beliriyor.

Tüm karmaşıklığıyla İstanbul, konuttan başlayarak, insan ve mimarinin kesiştiği bu geniş arayüzde varolma, kent olma çabasında. Düşünün ki;
Bir konut kentin bir izdüşümüdür. Kenti yansıtan bir öğe olarak konut ise, insan hayatının merkezindedir. Öyleyse insanca yaşamak, kentin farkındalığı bununla ilişiktir.

Bir laboratuvar olarak İstanbul'a baktığımızda; merkezden uzak alanlarda yeni yerleşimler önerilerek merkezdeki yoğunluk azaltılmaya çalışılıyor (işe yararlığı tartışılır). Fakat, sanayi ve konutun iç içe oluşu, konutları kentten koparıyor (örneğin Küçükçekmece). İş alanlarına yakın olsun diye hınca hınç konut doldurulan kentler, koskoca evreni '4 duvara' küçültüp,
kenti unutturuyor. Mekan kavramının yalnızca etrafı sarılı bir boşluk olarak algılanması, insanın gelişim sürecinde gelinen son nokta mı olmalıdır? OYSA (!) sahne arkasındaki, bulutlar ile komşu konutların bilinçsizce arttırılması ve kapalı sitelere dönüşmesi yerine, mevcut konut sayısı ile daha nitelikli konutlar üretmenin doğru olduğu kanaatindeyim.

Peki çarpık kentleşmenin çözümü nedir? Ekonomik yetersizliğin kenti gecekondulaşmaya iten en önemli etken olduğunu biliyoruz. Demek ki
ekonomik ve nitelikli (!) konutlar hayata geçirilmelidir. Sürdürülebilirlik, yenilenebilirlik kavramlarının irdelenerek, sıkış(tırıl)mış, tanımsızlaşmış konut dokusuna getirilecek çözümlerin, yaşam kalitesini arttırırken, insan ilişkilerini de geliştireceğini düşünüyorum. Çünkü kentteki trafik, nüfus sorunu, hatta insan psikolojisi büyük oranda konut sorunu ile ilişiktir. Konutun ele alınması, kent kavramı adına, bu sorunları direk etkileyecektir.

Yaşayan bir organizma olan kent karşısında, dünde varolanın olduğu gibi geleceğe taşınması beklenemez. Kentsel dönüşüm bir şekilde gerçekleşecektir. Önemli olan, yeninin eskiye nasıl entegre edildiğidir, mevcut dokuyla ilişkisidir. Bunun için de konutun, kent sorunu olarak ele alınması, kamusal alanların konut ile etkileşmesi, konutun kente kazandırılması da aynı ölçüde önem taşımaktadır.

Aslında kentin havasını, kültürünü, insanını kirleten, görmezden gelinen konut alanlarının, alternatif merkezlere dönüştürülmesi fikri İstanbul'un
kent kimliğini yaşatabilir. Çünkü eskiyen yaşama alanları terkedilmeye, varolma çabasındaki kentlerse tüketilmeye mahkum değildir.


Çağın Tanrıverdi

Konut Kent İlişkisi

Haldun İLKDOĞAN

MTS-Proje I

KENT KONUT İLİŞKİSİ

Kentler sürekli değişim ve gelişim içerisinde olan ve canlı bir organizma niteliği taşıyan, karmaşık organizasyonları barındıran bütünsel bir yapıya sahiptir. Her kent topoğrafik koşullar, ulaşım durumu vb. gibi unsurlar dolayısıyla fraktal bir gelişim ve genişleme potansiyeline sahiptir. Bu gelişimi zorunlu kılan etkenlerden biriside kentte yaşayan insan popülasyonudur. Doğumlarla, iç göçlerle sürekli artan bir yerleşim yerinde birçok donatı yetersiz kalmaktadır. Yetersiz kalan bir donatı unsuru da konut alanlarıdır.

Bir kent doğar, yaşar değişime uğrar, bu süreç içerisinde eski konutlar bakımsızlıktan ve kullanılmamaları durumundan dolayı köhneleşir, bir çöküntü alanı haline gelir. Sonuçta kent içerisinde mekansal ayrışmalar oluşmuştur ve bu kent mekanlarının bütünlüğünün bozulması anlamına gelmektedir. Bu durumdan kurtulmak için “Kentsel Dönüşüm” – “Kentsel Yenileme” projeleri hazırlanmakta ve uygulanmaktadır. Bu durumun bir sonucu olarak soylulaştırma ortaya çıkmakta ve bölge insanları- sosyo-kültürel, sosyo ekonomik durumları göz önünde bulundurulmayarak hazırlanan projelerle- yerlerinden edilmektedir. Özellikle son zamanlarda yoğunlaşan toplu konut kültürü, rant sağlamak amacıyla, düşük gelir gruplarının yaşam alanları üzerine yerleştirilmeye çalışılmakta ve bir kent içerisinde bu tür konutlaşma için yer arayışlarında öncelik bu tür yerler üzerinde olmaktadır. Sonuç itibariyle farklı gelir gruplarına cevap verebilecek sistemlerin olmayışı, alt gelir grubunun kent içerisinde yer bulmak amaçlı sürekli belli bölgelere doğru akışına neden olmaktadır. Bu noktada düşünülmesi gereken; yeni oluşturulan konutlardaki mekansal bellek durumu nedir, mekansal kimlik ne boyuttadır? Yani öncesinde yaşanmışlıkların olduğu, hatıraların bulunduğu bir noktanın tüm anılarını yıkarak yeniden inşa edildiğinde o mekanda ki geçmiş belleğin etkilerinin olup olmadığı, oluşan mekanların fonksiyonel ilişkileri ve kimliğinin ne durumda olduğu, yeni kullanıcıların mekansal belleğe ihtiyaçları, eski kullanıcıların durumu ve mekan kent ilişkisinde eski ile yeni arasındaki olumlu ve olumsuz yönlerin ne olduğu tartışmaya açık ve düşünülmesi gerekli bir konudur.