E

Konut- İnsan İlişkisi konut ve kent Sosyal Ayrışma kentsel dönüşüm soylulaştırma tüketim nesnesi olarak konut alt gelir grubu göç kapalı site kapalı siteler kentsel algı kentsel yaşam rota Ait olma durumu Toplu Konut algı barınma-yaşama fiziksel sınır gecekondu genişleyen konut sınırı konut niteliği konutun tüketimi sosyo-ekonomik statü sınır Özel - Kamusal Sınırı çarpık kentleşme Kamusal Omurga Çeperinde Konut Sosyal Adalet Toplum-Kent İlişkisi durak dışlanmışlık etkileşim gelecek tasarımı hafıza kamusal alan kent çeperleri kültür katmanı mahremiyet metropol sosyal eşitlik sürdürülebilirlik toplumsal sınır yap-sat yaşam kalitesi üst gelir grubu ütopya 3. boyutta mülkiyet Bellek Ekosistem Kent ile Konutun Kesiştiği Alanlar Kentin Yatay ve Düşey Arayüzleri Kentli Hakkı Kentsel Doku Ne Yönde değişiyor/Değişmeli Kişiselleşme Kolektif Bellek Korunaklı Yerleşimler Metropolde Konut İhtiyacı anlam beden deneysel konut dinamik konut disiplinler arası yaklaşım distopya dönüşüm düşeyde yükselme ekonomi ekonomik strateji evsiz farklı kültürler fonksiyon future systems geleneksel kavramlar gelir kutuplaşması genius loci geçirgenlik geçmiş ve şimdiki gobi-gobi görüngü gündelik hayat istanbul istanbul'da yaşam kamusal - özel aralığı kamusal eşik katmanlaşma kent bileşenleri kent karakteri kent merkezi kentli kentsel boşluk kimlik konut sloganları konut tipolojileri korunaklı konut küresel kentler mahalle olgusu marka projeler mekan mekan antropolojisi mevcut modeller moda monotonluk müdahale norm okumalar reklam residence resilin sentetik mekanlar simülasyon sokak-konut ilişkisi sosyal entegrasyon soyutlanma su-kent sürdülebilirlik tanımlı mekan tasarım projeler toplumsal mekan tüketim çılgınlığı yeni konut siteleri yuva zoning Öbekleşme çok kültürlü kent üretim

1 Ekim 2010 Cuma

Urban Resilin

Gerçek

Ufka yükselen büyük beton kütleler arasında, daracık parkçıklardan geçerek devam ettiğimiz, ağaçsız kaldırımlarına bakarken sıvaları dökülmüş evleri gördüğümüz, düşmemek için bin bir türlü cambazlıklar yaparken aniden bir fırından yükselen ekmek kokusunu duymamızdır gerçek.

Yerin Ruhu

İlk bakışta hareketsiz gibi dururken aslında oldukça kinetiktir. Dokular, oranlar, renkler, anılarla beraber kentlerin ruhu vardır.

Suç

Büyük şehirlerin birçoğunda olduğu gibi İstanbul’ da tamamlanmış bir kenttir. Kütle yoğunluğuna ihtiyaç yoktur. Yapılı çevreyi yıkmak da - birçok örnekte olduğu gibi - çözüm değildir. Arazilerin bir çoğu da yeşil alanlara bırakılmayacak kadar değerlidir.

Gobi-gobi

Eski Türkçe’ de “çok yağan yağmurun durması” anlamına gelen sözcük, günümüz kentleri için de net bir şekilde kullanılabilir. Artık bu kadar yoğunluk, gürültü, kirlilik istemiyoruz…

Resilin

Esneme-bükülme yoluyla üzerine yüklenen tüm enerjiyi depolayan ve üzerine etki eden kuvvet kaldırıldığında bu enerjiyi tümüyle geri verebilen bir maddedir.

Konut

Birçok rolü vardır. Her rolü iyi oynar, kendisi gibi davranır, ne zaman farklı olmaya çalışsa büyük sorunlarla karşılaşır. Günümüzde konutun bizi getirdiği nokta bellidir. 10 yıl öncesinin adeti olan kahvaltı yolda giderken yapılmakta, öğle yemeği dışarıda geçiştirilmekte, akşam yemeği dönüşte dışarıda yenmekte, film sinemada seyredilmekte, sohbet telefondan yapılmakta, yani bir durak rolü oynamaktadır. Bu aile konutlarında da çok farklı değildir. Eskiden hiç umursamayarak vurduğumuz topa, çocuklar vurmaya korkuyorlar şimdilerde. Saklambaç oynadığımız sokaklarda arabalar koşturuyor. Bir kentin hayran kaldığınız yanı onun verdiği cevaplar değil midir? Anılarımızın olduğu şehirden uzaklaşıyoruz, cevapları dinlemiyoruz bile, bilinçsel körlükle yaşıyoruz.

Yeniden, Bugün

Üzerine bindirdiğimiz onca yükü kaldırdığımızda İstanbul’a ne olacağını merak ediyorum. Teknolojinin sürekli gelişmekte olduğunu düşünürsek İstanbul’ u anlamak zor olmasa gerek…

Ç. Oğuzalp Coşkun

konut üzerine

Bugün çevremize dikkatli bir gözlem yapmamıza gerek duymadan bile baktığımızda mimari çerçevede konutun bir modelden çok bir ölçü ve yapım tekniği normlarına geçtiği görebiliriz.
Bu normlaşmanın mimari mekan kalitesini değiştiren en büyük etken olduğunu düşünebiliriz. Zira fabrikasyona dayalı üretim, belirli, birbirleri ile ilişik ölçüleri, birbirleri ile kesişen çizgilerin ahengini ve sadeliğini konuta hızlı bir şekilde yapım sürecinde adapte ettirmiştir. Konuta normatif bir değer kazandırmıştır. Uzun süren bu normlaşma sonunda sinsice karşımıza bir tekdüzelik biz mimarların ve halkımızın önünde belirmiştir. Konut tasarımında bu tek düzeliğe gidişat sürecinde, tasarımın aktif olduğu diğer alanların tam tersine renk, desen, boyut ve en önemlisi tasarım alanında ilerlemesi konut tasarımındaki bugünkü kaliteyi tekrar sorgulamamızı sağlıyor. Giyim, moda, otomotiv, yiyecek gibi sektörler sürekli değişen ve kendilerini yenileyen birer tasarım dalı olmuşlardır. Günümüzde son moda giysileri ile son model arabası ile işten evine dönen birey, arabasını son moda bir konut tasarımının önüne park edebiliyor mu? ''Konut tasarımında moda olabilir mi?. Ne kadar değişkendir bu moda?. Mimari akım mı, mimari moda mı?'' Müşteriye söylenildiği gibi ''şunlar, şöyle çok moda diğer evlerde koyduk bundan, sizin evinize de koyalım, çok şık duruyor.''
Ayrıca tek marka bir otomobilin kullanılması veya tek marka bir kıyafetin birçok kişi tarafından giyilmesi söz konusu olamayacağı gibi tek tip konutun da insanların hayatına dayatılması söz konusu olmamalıdır.
Diğer bir parametre olarak kullanıcı profilini göz önüne alabiliriz. İstanbul'da çok katmanlı bir kullanıcı profilinin olduğunu düşünürsek o zaman şu soruyu toplumumuza yöneltmek gerek ''Kentin konutu, kentlinin konutu mu? , Olabilir mi ?''
Konut inşa sisteminin getirdiği kolaylıklar ve hız, hayatın veya bilginin akış hızı ile doğru orantılı olarak birbirlerini beslemişlerdir. Hızlı bir hayat geçiren 'kentli' bireylerin; holleri sokaklar, oturma odaları kafeler, yemek odaları ise restoranlar olarak dönüştüğünü söyleyebiliriz. Eve varılan vakit geciktikçe konutta dinlenme, uyuma mekanlarının önemi artmaktadır. Mutfaklar küçülüp, pratik bir tasarıma doğru yönelmektedir. Dolayısıyla evde, konutta geçirilen vakit kısalmıştır ve azalmıştır. Konut artık bir ofis, bir atölye gibi işlev de üstlenmek zorunda kalmıştır.
Ekonomik atılım ile değişen konutlar 1940'ların sıra evlerinden bahçeli müstakil ev tiplerine oradan da rezidans tipi konut birimlerine bir dönüşüm sergilemişlerdir. Değişen hayat, kente ek olarak gelen imar kuralları ile birlikte yeni bir konut inşa modası oluşmuş ve böylece örnek verilmek gerekirse çocuk odaları en küçük odalar olarak öne çıkmışlardır. Kapalı sitelerle gelen çok katlı toplu konutların birçok kişinin hayatını programladığını söylemek yanlış olmaz.
Şehrin dış çeperlerine ''bonkörce'' yerleşmiş olan toplu konut projelerinin aksine kentin konutu şehrin boşluklarına ustaca yerleşmelidir. Böylece yaratılan kentin konutu daha en merkezden itibaren kentli ile buluşacaktır. Dolayısıyla daha çok insan ile etkileşime girebilme potansiyeline sahip olacaktır, kentlinin konutu.
vd

yine yeni yeniden

Tüm fonksiyonların toplandığı küçük dünyalar var, teknoloji ve hizmet arttıkça hareket ve iletişim azalabilir; dünya etrafında dönen insan otursun artık, şimdi dünya onun etrafında dönüyor diyebilir miyiz?.
Barınma ihtiyacı doğal çevreden korunma güdüsüyle yola çıkan insanları bir arada yaşadıklarında yapma çevrelerine hapsetmiş ve büyük şehrin büyük kısmında doğayla ilişkisi kopmuş mudur? Görecelilik, kimi zaman görmemezlik ve teknoloji ile kendi dünyasında yaşayan insan, sınırlı mekanların içinde hapsolmuş gibi gözükse de, mekanın algılanması ve anlamlandırılmasında sınırlar var mıdır?
Kullanıcı-konut, kullanıcı-kullanıcı, kullanıcı-yakın çevre-iç/dış mekan ilişkileri farklı mekan ve zaman dilimlerinde gittikçe ne ölçüde, hangi boyutta ilişiksizleşmektedir?

Yap-sat ile yozlaşan ambalajda standarda oturmuş gözüken standartsız ürünleri alma hayaliyle yaşayan ev-iş-araba güdümlü prototipler tüketim nesnelerinde sunulanın haricinde bir nitelik aramamalı mıdır? Toplu konutların şehir dışına itilmesiyle tecrit edilmiş, zenci mahallelerinde de olduğu gibi gelir düzeyi düşük ve farklı olarak nitelendirilen insanların dışlanması durumu ayrıca suç oranının bu tür alanlarda artması göz ardı edilmemelidir.

İstanbul’un konut sorununun yalnızca Metropoliten alanla sınırlı olmadığı bilinci ile bölgesel, ulusal ölçeklerde de önlemler alınması; tüm şehirlere homojen yatırım politikalarıyla hizmet ve istihdam sağlanamamasının yanı sıra eğitim hızı ve gayrisafi milli hasılanın, sağlıksız nüfus artışı hızına yetişememesi; şehir çevresindeki endüstrileşmenin de çekim merkezi oluşturarak, göç olgusuyla kentleşmede konut ihtiyaç ve üretimini arttırmaktadır. Kaçak yapılara, gecekondulara tapu dağıtılarak teşvik edilen bu yol ise kentlere karşı kullanılan müşfik olmayan bir siyaset aletidir.

Gelir düzeyi ne olursa olsun çevresel algıda; şehrin görsel kirliliği, gürültü, kirli hava, trafik yoğunluğu, su-deniz kirliliği ve güvenlik sorunları herkese etki etmekte ve yaşam kalitesini etkilemektedir. Şehrin olumsuz yönleri insan ilişkilerini ve yapı tipolojilerinde dışa kapalılığı arttıran unsurlardır. Farklılıkların oluşturduğu kent kavramında birlikte yaşamın sorumluluk gerekliliğidir. Tarihi katmanları kozmopolit yapısı ve sanayisiyle durağanlıktan uzak yaşayan şehirde yaşamak nasıldır? Şehrin katmanlarının, yapı taşlarının ve/veya politika-ranta kurban edilerek yenileme-yok etme mantığıyla verilen kararların, Tarlabaşı, Sulukule, Süleymaniye bölgelerinde kültür erozyonu ve farklı tipolojilerin yok edilmesine sosyal adalette eşitsizlik ve dışlanmışlık hissine yol açmıştır.

Ekonomik ve politik çıkarların öne çıktığı durumlarda kamusal alan olarak ayrılan alanların, kentsel mekanların - çoğu kat sınırı kaldırılmış AVM rezidans fonksiyonlu gökdelenlerin dikilmesiyle - ranta kurban edilmesi. Bu günkü gerçekler belki de insanın bencil çıkarcı bir yaratık olduğunu mal ve/veya oy gibi kaygılarla, limit-siz kenti bi-başına, bi-çare koymuştur. Şehir ve insan yaşam kalitesinin düşürülerek özgürlüğün başkasının hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığı yerde bittiği gerçeği unutularak hakların kısıtlanması durumu doğmaktadır. Duyarlılık gerektiren bir başka durum ise yakın geçmişte yinelenen acı deneyimleri sonucunda dahi güvenlikli yapılaşma, afete dayanıklı yapılarla yaşam için güvenli konutlar planlaması gerekliliği.

sinem topal

.

Kentlerdeki konut ihtiyacı ve üretimine ilişkin potansiyeli değerlendirirken; öncelikle, “toplu konut, kapalı site, apartman, gecekondu” gibi kavramlarla şekillenmiş mevcut yapılaşmayı, ön yargılardan uzaklaşarak, “hatalı” olarak nitelendirmeden ele almak gerekir. Mevcut yapılaşmayı günümüz değişkenlerinin yönlendirdiğinin ve konuya ilişkin her türlü yeni önerinin de benzer değişkenleri içermesi gerektiğinin, aksi takdirde benzer “duyarsız” önerilere yenik düşeceğinin farkında olmak gerekir.

Amaç her ne kadar daha doğru ve duyarlı bir model ortaya koymak olsa da unutulmaması gerekir ki; her yeni model eskinin kentsel konutu ile fiziksel olarak yoğun bir ilişki içerisinde olacaktır. Eğer yeni modeller eskinin “hatalarını” yeterince iyi değerlendiremezse; aynı kentliye hitap eden ve birbirini anlamaktan çok uzak iki model ortaya çıkmış olur. Bu da yeni olan modelin kabul görmemesine veya daha da kötüsü kabul görerek ilk başta belirtilen sorunlarıyla ünlü modeller arasındaki yerini almasına neden olabilir.

Bu doğrultuda konut piyasasını kontrol eden politikaları incelemek, mevcut farklı modelleri kendi doğrularıyla ele almak, yani onları var eden temel kavramları anlamak ve yeniden değerlendirmek atılması gereken öncelikli adımlar olmalıdır.

Mevcut modellerin bağlama ilişkin problemleri ise kentin kendi gelişme süreci içerisinde incelenmesini gerektirir. İstanbul kentinin köyden kente göç ile gecekondulaşarak köyleşmesi; süreç içerisinde bu gecekondu alanlarının ve kent çevresinde kalan boş alanların kontrolsüzce kentleşmesi ve artan nufüsün mevcut kent dokusunda sebep olduğu değişimler yeni öneriler üretirken göz önüne alınması gereken önemli etkenlerdendir.

Mevcut modellere ve kentin sosyal, kültürel, ekonomik durumuna ilişkin yapılacak bu değerlendirmelerle; [Köy + Kent] olarak tanımlanabilecek yapıya ilişkin bir model hazırlanabilir:

Bu doğrultuda geleneksel mimari kavramların kent ölçeğinde kullanılabilir hale getirilmesi problemlerin bir kısmına çözüm olabilir. Ancak bu sanılanılanın aksine; örneğin avlu gibi bir geleneksel elemanı kente adapte etmeye çalışmak değil; avluyu amaçları ve ruhu doğrultusunda inceleyip, etkilerini kent ölçeğinde yeniden değerlendirmek ve sonuç olarak da özünü geleneğin avlusundan alan, adına artık avlu diyemeyeceğimiz yeni bir mekan kurgulamaktır. Aksi takdirde kurgulanan kent içi avlular dışarıyla bağlantısı olmayan mekanlar haline gelerek, kapalı bir siteyle benzer sosyal sorunların kaynağı haline gelebilir. Geleneksel bir evin avlusuyla çok katlı bir bina tarafından sarmalanmış bir avlu asla aynı doğrultuda değerlendirilemez.

Böyle bir adaptasyon sürecinde elbetteki kentin dönüşümünden önceki değerlerini de benzer şekilde korunup günümüz kentine adapte edilmesi düşünülmelidir.

Ve son olarak da bütün bu mekansal düzenlemelere gerçeklik kazandırabilmek adına günün ve geleceğin politik yaklaşımları ve kentsel konutun dönem içerisindeki eğilimleri dikkatle incelenip değerlendirilmelidir.

Özgür Gültekin

Kentin kumbarası olsa içine neler atardınız?

Kentin kumbarası olsa içine neler atardınız?Daha az …lar ve daha çok …larıyla bir kent nasıl olmalı? Kentleri yaşanılır kılan kriterler nelerdir? Kentin korunan ve yaşatılan tarihi mimarisi, çağı yansıtan yapıları, insanca ve etkin ulaşım sistemi, yürüme ve bisiklet yolu ağları, yeşil alanlar, buluşma yerleri, meydanlar gibi öğeler kenti dünü,bugünü ve yarını ile var edebilecek önemli kriterleri olarak sayabiliriz.Peki kent yaşayan bir organizmalar bütünü ise kent+konut+insan ilişkisi nasıl olmalı?
Konut ‘kent imgesi’nin neresinde? Yerin kimliği kavramı ‘bir kişinin bir yeri diğer yerlerden ayırabilmesini ya da tanıyabilmesini sağlayan nitelikler’ bütünü olarak tanımlanmaktadır.İnsan ve mekan arasında bağ kurmak, kentsel yaşam kalitesinin yükseltilmesinin önemli bir öğesidir.Bu mekanlar insanların ilişki kurabilecekleri, bağlanabilecekleri, aidiyet hissedebilecekleri,kendileriyle özdeşleşebilecekleri, özleyecekleri yerlerdir.Kesişimler kenti İstanbul’da konutun yeri nedir/nerededir? İyi bir yaşam kalitesi arayışı ve merkezlerin kalabalıklığından kurtulma anlayışı ile kent dışına yayılma olgusu beraberinde kentlerimize yeni sorunlar getirmektedir.Kentlerin sahipliği yitirilmekte, özelliklede konut bölgeleri niteliksiz planlama ve tasarımlara, toplumsal yabancılaşma ve izolasyona terk edilmektedir. Bununla beraber kentsel yaşama odaklı yaşamın sonucunda konutlar günümüzün en yaygın yapı tiplerinden biri haline gelmiş ve ‘konut’ büyük kentlerin siluetlerine damgasını vurmuştur.
Bütün insanlar aynı yaşam tarzını mı arzuluyor? Son yıllarda büyük şehirler üzerinde oluşan baskıyı yadsımak mümkün değil.Özellikle İstanbul gibi şehirlerin kentsel ve kırsal alanlardan aldığı göçler ve bunun getirdiği kültürel farklılıklar, konut ihtiyacının doğurduğu çarpık ve hızlı kentleşme ve gelir dağılımının adaletsizliği kent açısından acı sonuçlar doğurmuştur.İster üst,orta kesim ister alt kesimden olsun,bu büyümeyi karşılayabilmek adına yapılan toplu konutların temel özellikleri standart tiplere kodlanmıştır.Sanki bütün insanlar aynı yaşam tarzlarını arzuluyorlarmış gibi birbirlerinin adeta kopyaları konutlarda yaşmaya mecbur bırakılmıştır.Kullanıcıya da sadece mobilyalarla o mekanı ‘kendi’selleştirmesi kalmıştır.
Konut sadece ‘ikamete ayrılmış yapı’ mıdır? Konut tekil kişiler veya aile için barınak olmanın yanında toplum için sosyal, ekonomik ve fiziksel içeriği olan bir kavramdır.Ayrıca konut, insanların kendisini yeniden üretebileceği, sağlık, güvenlik ve özel hayat koşullarının sağlandığı bir yapının asgari düzeyde kaliteli malzeme ile dayanıklı olarak inşa edilmesi sonucu elde edilen mekandır. Yoksa konut bir otel odası/duraklama/mola yeri mi? Konutun genel olarak işlevlerine bakacak olursak yaşama, uyuma, dinlenme, yemek yeme, aile bireyleriyle sosyal iletişime geçebilme gibi eylemlerin yapıldığı mekân diyebiliriz. Fakat kent, bize dayattığı yaşam şartları ve buna karşılık sunduğu imkan ve servisleri ile konutun bu işlevlerini yerine getiriyor. Böylece yaşamımız yollarda/otobüslerde, alışveriş merkezlerinde, ofislerde, kafe-restoranlarda geçiyor ve bu koşuşturma içince konut sadece uyumaya gidilen bir otel odasından farksızlaşıyor.Kısaca konut günümüz İstanbul koşullarında bir kavram kargaşası içinde bocalamaktadır.‘Barınma İhtiyacı’ndan/‘konut kültürü’nden, ‘sığınma kültürü’ne geçiş süreci nasıl gerçekleşti?

GÖZDE ÜLGER

Kişinin Kentsel&Kendisel Mekanı

Konut kavramı kişide farklı algılar oluşturmaya açık bir kavramdır. Kelime anlamıyla konutu ise “kişinin ikamet ettiği yer” olarak adlandırmak yanlış olmaz. Farklı algılar oluşturmak ile bahsedilen, konutu bireyselleştirmekten, özelleştirmekten veya kişiselleştirmekten başlayabilir. Bu özelleşmiş konut kavramı kişinin psikolojik veya duygusal gereksinim durumuna göre nedensizce değişebilen mekanlar olabilir. Özelleşmenin, mahremiyetin en yoğun yaşandığı ve içerisinde – dış etmenlerin ve dışa bağlılığın olmadığı bir süreçte – zaman kavramının asgari değerde olduğu, hatta hissedilmediği mekan olarak açıklanabilir. Tamamiyle “benleşen” bir ortamdır. Organizasyonu, tasarımı ve kullanım prensipleri kişiselleşmiş, kuralları olan ancak onların da kişiselleştiği ve bu durumun sınırları kaldırdığı mekan, diğer bir deyişle Evdir.

Ev tanımı dışındaki konut kavramı kullanıcı için kentsel mekanlar konumuna geçmeye başlamaktadır. Burada bahsedilen konut tabiri, bildiğimiz anlamda apartman, uydukent, gecekondu, toplukonut veya residence değil, ortak kullanım alanı olup kişinin yine kişiselleştirebileceği alanlar dahi olabilir. Örneğin mahalle bakkalı, mahallelinin bakkalıdır ancak bakkalın kendi düzeninin sürdürdüğü, ailesini geçindirdiği özel de bir alandır. Peki bu bağlamda mahalle bakkalı, bakkalın mı yoksa mahallelinin mi daha çok “konutudur?”(Kentsel mekanıdır?)

Bir bireye yahut bireylere bağlı kalmaksızın, ortam dinamiklerine ayak uydurabilmiş olup olmaması dahi gözetilmeksizin varolan, tükenen, tüketen, yenilenen oluşumlar kentsel mekan olarak adlandırılabilir mi? (Bence Taksim meydanındaki Cumhuriyet Anıtı kişilere bağlı kalmaksızın kendi düzenini muhafaza edebilen sorunsuz bir kentsel mekandır, bir ekosistemdir.)

Bu mekanlar kişide ne kadar aidiyet hissi yaratabilir?

Kentsel, toplumsal, kamusal olan herhangi bir şeyi bu bağlamda sürdürebilir olarak adlandırabilir miyiz?

Kentsel mekana hangi ölçekte yaklaşmalıyız, farkları neler olabilir? (Kent ölçeği, konut ölçeği, ürün ölçeği?)

İstanbul büyük bir ekosistemdir, tarih boyunca bu sisteme dahil olunmuş, olanlar barındırılmış bir şekilde kentsel mekanlara katılmıştır. Ülke ölçeğinde İstanbul, kentsel mekanın merkezi niteliğindedir. Bu özelliğinden ötürüdür ki konut yoğunluğunun en fazla olduğu şehir olmasıyla birlikte buna tezat olarak konut yetersizliğinin de en fazla olduğu şehir sıralamasında liderdir. Fakat ki bu liderlikler saymakla bitmeyeceği gibi sorular da cevaplanmakla bitmeyecek gibi görünmektedir. Çalışan, fonksiyonel bir kentsel mekandan beklenti de kaosu bünyesinde barındırmak bunu olumlu dinamiklere yönlendirmek, kendi üzerinde deneyeler yapıp kişiye öğretici geri dönüşler sağlamak olmalıdır.

Ali Önalp

“Kentsel konut_Yeniden, Bugün, İstanbul” başlığı altında fikir yürütmeden önce İstanbul’un kentsel kimliğinin irdelenmesi doğru bir başlangıç noktası olabilir. İstanbul gerçekte ne kadar kenttir, ya da İstanbullu ne kadar kentlidir? Nüfusunun yüzde yetmişinin göçmenler tarafından oluştuğunu ve bu çoğunluğun kenar mahalleler diye adlandırdığımız konut bölgelerinde yaşadığını varsayarsak, sadece yüzde otuzluk bie kentten bahsetmek ne kadar sağlıklı olabilir? Yapılan araştırmalar gösteriyor ki* her yıl 400 bin kişilik altyapı ve hizmet yoksunu yeni bir mahalle kuruluyor ve bu mahalleler terör ve suç olaylarına birebir ev sahipliği yapıyor. Göçmenlerin yaşam kaliteleri göçüp geldikleri yerdekinden yüksek olmazken, neye benzediği belli olmayan bir ne oralı ne buralı durumunda yaşamaya mahkum oluyorlar. İstanbul’a yapılan göçlerin en az üç nesil yani ortalama doksan yıl daha gerçekleşeceğini öngörürsek bu düzensiz durumu daha düzenli bir duruma dönüştürmenin yollarını aramalıyız. Şahsi fikrim; Yatayda değil dikeyde gelişen, köyle kentin arayüzü gibi çalışan, göçmenleri kentli olmaya hazırlayan, alışık olduklarıyla alışmak zorunda olduklarını bir arada gerçekleştirebildikleri, ihtiyaca göre büyüyen ya da küçülen mahalleler bu büyük soruna bir çeşit çözüm üretebilir.