Tüm fonksiyonların toplandığı küçük dünyalar var, teknoloji ve hizmet arttıkça hareket ve iletişim azalabilir; dünya etrafında dönen insan otursun artık, şimdi dünya onun etrafında dönüyor diyebilir miyiz?.
Barınma ihtiyacı doğal çevreden korunma güdüsüyle yola çıkan insanları bir arada yaşadıklarında yapma çevrelerine hapsetmiş ve büyük şehrin büyük kısmında doğayla ilişkisi kopmuş mudur? Görecelilik, kimi zaman görmemezlik ve teknoloji ile kendi dünyasında yaşayan
insan, sınırlı mekanların içinde hapsolmuş gibi gözükse de, mekanın algılanması ve anlamlandırılmasında sınırlar var mıdır?
Kullanıcı-konut, kullanıcı-kullanıcı, kullanıcı-yakın çevre-iç/dış mekan ilişkileri
farklı mekan ve zaman dilimlerinde gittikçe ne ölçüde, hangi boyutta
ilişiksizleşmektedir?
Yap-sat ile yozlaşan ambalajda standarda oturmuş gözüken standartsız ürünleri alma hayaliyle yaşayan ev-iş-araba
güdümlü prototipler tüketim nesnelerinde sunulanın haricinde bir nitelik aramamalı mıdır? Toplu konutların şehir dışına itilmesiyle tecrit edilmiş, zenci mahallelerinde de olduğu gibi gelir düzeyi düşük ve farklı olarak nitelendirilen insanların dışlanması durumu ayrıca suç oranının bu tür alanlarda artması göz ardı edilmemelidir.
İstanbul’un
konut sorununun yalnızca Metropoliten alanla sınırlı olmadığı bilinci ile bölgesel, ulusal ölçeklerde de önlemler alınması; tüm şehirlere homojen yatırım politikalarıyla hizmet ve istihdam sağlanamamasının yanı sıra eğitim hızı ve gayrisafi milli hasılanın, sağlıksız nüfus artışı hızına yetişememesi; şehir çevresindeki endüstrileşmenin de çekim merkezi oluşturarak, göç olgusuyla kentleşmede konut ihtiyaç ve üretimini arttırmaktadır. Kaçak yapılara, gecekondulara tapu dağıtılarak
teşvik edilen bu yol ise kentlere karşı kullanılan
müşfik olmayan bir siyaset aletidir.
Gelir düzeyi ne olursa olsun çevresel algıda; şehrin görsel kirliliği, gürültü, kirli hava, trafik yoğunluğu, su-deniz kirliliği ve güvenlik sorunları herkese etki etmekte ve
yaşam kalitesini etkilemektedir. Şehrin olumsuz yönleri insan ilişkilerini ve yapı tipolojilerinde dışa kapalılığı arttıran unsurlardır.
Farklılıkların oluşturduğu kent kavramında birlikte yaşamın sorumluluk gerekliliğidir. Tarihi katmanları kozmopolit yapısı ve sanayisiyle durağanlıktan uzak yaşayan şehirde yaşamak nasıldır? Şehrin katmanlarının, yapı taşlarının ve/veya politika-ranta kurban edilerek yenileme-yok etme mantığıyla verilen kararların, Tarlabaşı, Sulukule, Süleymaniye bölgelerinde kültür erozyonu ve farklı tipolojilerin yok edilmesine sosyal adalette eşitsizlik ve dışlanmışlık hissine yol açmıştır.
Ekonomik ve politik çıkarların öne çıktığı durumlarda kamusal alan olarak ayrılan alanların, kentsel mekanların - çoğu kat sınırı kaldırılmış AVM rezidans fonksiyonlu gökdelenlerin dikilmesiyle - ranta kurban edilmesi. Bu günkü gerçekler belki de insanın bencil çıkarcı bir yaratık olduğunu mal ve/veya oy gibi kaygılarla,
limit-siz kenti bi-başına, bi-çare koymuştur. Şehir ve insan yaşam kalitesinin düşürülerek özgürlüğün başkasının hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığı yerde bittiği gerçeği unutularak hakların kısıtlanması durumu doğmaktadır. Duyarlılık gerektiren bir başka durum ise yakın geçmişte yinelenen acı deneyimleri sonucunda dahi güvenlikli yapılaşma, afete dayanıklı yapılarla yaşam için güvenli konutlar planlaması gerekliliği.
sinem topal